Kamusal, parasız, laik ve bilimsel eğitim haktır
23 Mart 2026 04:44

OKUL ÖNCESİNDEN BAŞLAMALIDIR Kamusal, parasız, laik ve bilimsel eğitim haktır

Velider’in Kocaelili genel başkan yardımcısı Sibel Yılmaz, 2025’in ağustos ayında düzenledikleri çalıştay ve 18 ilde veli katılımlı araştırma sonuçlarındaki veli beklentisine atıfla, “Okul öncesinden başlayarak kamusal, parasız, laik ve bilimsel eğitim haktır” dedi

Aktan Uslu Tüm haberleri

Öğrenci Veli Derneği kısaca Veli Der, eğitimdeki 4+4+4 olarak bilinen modele geçilmesi sürecinde 2012’de İstanbul Kartal’da kuruldu. Mahallelerdeki okulların imam hatip okuluna dönüşmesi haberi üzerine veliler biraraya geldi. Mücadele süreci, okul aile birliğindeki velilerin öğretmenleri durumdan haberdar etmesi ile başladı ve gelişti. Okuldaki tüm velilerin istisnasız katılıp desteklediği bir hareket başladı. Daha sonra, mahalle ve Kartal genelinde önemli bir destek sağlandı.

Süreç içinde verilen tüm mücadeleler, tartışma ve yan yana olma deneyimi, 2012’de dernekleşmeyi getirdi. İleryen süreçte Türkiye'nin farklı illerinde şubeleşen Velider’in İzmit merkezde de şubesi bulunmaktadır. Genel merkez yönetiminde ilimizden de Sibel Yılmaz, Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Yılmaz ile eğitimimizin yerel ve yerele de yansıyan genel durumları üzerine, İzmit Kitap Pastası Kafe’de konuştuk:

 

  • Veli Der olarak geçtiğimiz günlerde veliler ve öğretmenlerin görüşlerine dayanan bir araştırma sonucu paylaştınız kamuoyu ile. Bu araştırma ışığında, Türkiye’de okul öncesi eğitim hakkı konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

  • Ağustos ayında, “Kaybolan Çocukluğu ve Eğitim Hakkını Yeniden Kazanalım" başlığıyla bir çalıştay düzenledik. Çalıştay sonuç metnimizde belirttiğimiz mücadele başlıklarından biri de kamusal, parasız, laik ve bilimsel okul öncesi eğitim talebi idi. Bu kapsamda 18 ilde veli ve sınıf öğretmenleri ile kamuoyu araştırması çalışması gerçekleştirdik.

 

  • Araştırmamız, Türkiye genelinde 18 ilde 1350 veli ve 1120 öğretmenle gerçekleştirildi ve oldukça güçlü bir veri setine dayanıyor. Elde edilen bulgular, okul öncesi eğitime yönelik toplumda çok yüksek bir talep olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu talep, kamusal kapasite yetersizliği ile ekonomik ve kurumsal sınırlılıklar nedeniyle yeterince karşılanamıyor.
  • Velilerin okul öncesi eğitime bakışı son derece olumlu.
  • Velilerin yüzde 97,4’ü bu eğitimin çocukların sosyal becerilerine katkı sağladığını, yüzde 96,8’i dil gelişimini desteklediğini ve yüzde 96,2’si öz bakım becerilerini geliştirdiğini düşünüyor.
  • Bu oranlar, okul öncesi eğitimin gerekliliği konusunda toplumsal farkındalığın oldukça yüksek olduğunu gösteriyor.
  • Buna karşın ekonomik boyut, en belirleyici engel olarak öne çıkıyor.
  • Velilerin yüzde 78,3’ü okul öncesi eğitimi en az “biraz yük” olarak görürken, yüzde 31’i bunu “çok ciddi bir yük” olarak ifade ediyor.
  • Bu tablo, erken çocukluk eğitiminin kamusal bir hak olmaktan uzaklaşıp fiilen ailelerin bütçesine bırakıldığını ortaya koyuyor. Öğretmenler de bu durumun eşitsizlikleri artırdığını ve bazı çocukların sistem dışında kaldığını vurguluyor.
  • Erişim konusunda da önemli sorunlar bulunuyor.
  • Her 10 veliden yaklaşık 3’ü okul öncesi eğitime kolay erişemediğini belirtirken, velilerin yüzde73,6’sı ücretsiz kreş kapasitesini yetersiz buluyor. Öğretmenler de sahada kurum sayısının, sınıf kapasitesinin ve fiziki olanakların ihtiyacı karşılamadığını ifade ediyor.
  • Velilerin talepleri ise oldukça net ve güçlü. Velilerin yüzde 93,6’sı ücretsiz yemek sağlanmasını isterken, yüzde 86,6’sı parasız ve zorunlu okul öncesi eğitim talep ediyor. Bu veriler, okul öncesi eğitimin artık bir ayrıcalık değil, temel bir hak olarak görüldüğünü açıkça ortaya koyuyor.
  • Öğretmenler de bu tabloyu destekler nitelikte değerlendirmeler yapıyor. Yüksek talebe rağmen sınıf mevcutlarının kalabalık olması, fiziki altyapı eksiklikleri ve materyal yetersizliği okul öncesi eğitimin niteliğini olumsuz etkiliyor. Yani ortada güçlü bir talep var; ancak bu talebi karşılayacak kurumsal kapasite ve eşitlikçi bir yapı henüz yeterince oluşturulabilmiş değil.
  • Tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde şu sonuç ortaya çıkıyor: Okul öncesi eğitime katılım bireysel bir tercih meselesi değil; ekonomik koşullar, kamusal hizmet kapasitesi ve yapısal eşitsizlikler belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle çözüm de açıktır. Kamusal kapasite artırılmalı, ailelerin üzerindeki mali yük kaldırılmalı ve okul öncesi eğitim tüm çocuklar için erişilebilir bir kamusal hak haline getirilmelidir.
  • Velider, araştırma sonuçlarını nasıl okuyup değerlendiriyor?

 

  • Veli Der olarak, çocuğun bütünlüklü gelişimi için kritik olan bu evrede sadece niceliksel artışın değil niteliğin de oldukça önemli olduğunu belirtmek isteriz. Bakanlığın verilerine baktığımızda okul öncesi eğitim büyük oranda sermayeye, Diyanet’e ve farklı yapılara devredilmiş durumdadır.
  • Bu tablo bizlere eşitsizlikleri derinleştirmekle birlikte, çocuklarımız açısından gelişimlerini tehdit edecek yetkin olamayan, ehliyetsiz ve denetimsiz durumları da açığa çıkarıyor.
  • Bu nedenle biz veliler; okul öncesi eğitimi bir yurttaşlık ve eğitim hakkı olarak; Milli Eğitim Bakanlığının sorumluluğunda eşit, laik bilimsel, parasız ve zorunlu kamusal bir sorumluluk olarak bütün 4-6 yaş çocuklarımız için talep ediyoruz. Yürüttüğümüz mücadele programının bir parçası olarak yaptığımız araştırmanın sonuçları da yukarıda belirttiğimiz üzere bu talepleri somutlamaktadır.
  • Artık artan şiddet, yaşanan zorbalıkları, münferit hadiseler diye bireylere yükleyerek çocuklarımıza karşı sorumluluklarımızdan kurtulamayız. Yaşanan şiddet sarmalı eğitimsiz geçen her günden kaybettiğimiz nitelikli, bilimsel eğitimden ve derinleşen eşitsizliklerden ve geleceksizlikten azade değildir.
  • Bu nedenle çağrımız sadece devlete değil aynı zamanda toplumadır. Toplumun da çocuklarımıza karşı sorumluluklarını hatırlatırız. Bu çağrı; çocuklarımızın hakları için en erkenden başlamak, zorunlu okul öncesi eğitim için yan yana gelme çağrısıdır aynı zamanda.
  • 28 Mart Cumartesi günü Bolu'da gerçekleştireceğimiz Okul Öncesi Eğitim Çalıştayında da kamusal bir hak olarak okul öncesi eğitimin tarihsel gelişimi; eğitim politikaları kapsamında çocukların yüksek yararı perspektifiyle tartışılacak ve bu çağrının adımlarından biri olacaktır.

 

  • Kocaeli’de çok sayıda okulun binasına dair yıkım kararı, eğitim öğretim dönemi sürerken alındı. Gerek veli gerek öğrenci mağduriyetini göz önüne aldığımızda, zamanlama hatası var mı?
  • Bu durum Kocaeli’ye özel bir durum değil aslında. Senelerdir Milli Eğitim Bakanlığını ikili eğitimin, yaz saati uygulamasının sakıncaları konusunda uyarıyoruz fakat Bakanlık tamirat ya da depreme karşı dayanıksızlık gibi gerekçelerle okulları yıkıyor, zamanında yeni okul yapılmadığı gibi kimi okullar birleştiriliyor, ikili eğitime geçiliyor ve bu istisnai durumlar ne yazık ki kalıcı uygulamalar haline getiriliyor. Milli Eğitim Bakanlığı biz velilerin ve eğitim emekçilerinin uyarılarına, taleplerine ve tespitlere rağmen okul yapımına gerekli bütçeyi ayırmıyor ve eğitimde planlama ve altyapı eksikliklerini de bu şekilde ikili eğitimle çözmeye çalışıyor. Bu aslında kamu hizmetinin sürekliliği ve eşitliğini de bozan bir uygulama. Bu durumdan en çok etkilenenler ise ne yazık ki çocuklarımız olmaktadır. Ben de bir veli olarak ortaokula giden çocuğumun okulu ikili eğitime geçtiği için okul değişikliği yapmak zorunda kaldım. Aradan üç yıl geçti ama yeni bina yapılmadığı için cocuklar üç yıldır derse 07.30 da giriyor, dersler 35 dakika, teneffüs 10 dakika.
  • Karanlıkta derse giren ve karanlıkta dersten çıkan çocuklar için güvenlik başlı başına bir sorun haline geliyor. Erken saatlerde derse başlanması çocuğun henüz uyanmadığı bir saatte akademik verimliliğini düşüren bir etken olmaktadır aynı zamanda. Pedagojik, psikolojik ve fiziksel açıdan da riskler barındıran bir uygulamadır. Bu eğitim hakkını da kısıtlayan bir uygulamadır ve eğitim süresinin kısalmasına eğitimde bir tür vardiyalı sistem uygulamasına yol açmaktadır.
  • Kocaeli genelinde bu eğitim öğretim yılında ikili eğitim yapan okul sayısı paylaşılmadı. En son 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Kocaeli genelinde toplamda yaklaşık 36 okul ikili eğitim yapıyordu. Gebze'de ise yalnızca ikinci dönem başında altı okul boşaltıldı. Boşaltılan okullar arasında; Fevzi Çakmak, Mimar Sinan, Eşrefbey İlkokulları; İlyasbey ve Tavşanlı Ortaokulları, Gebze Anadolu İmam Hatip Lisesi, yer alıyor. Sultanorhan Ortaokulu ise 2023 yılından beri yeni binasına kavuşamadı, öğrenciler 3 yıldır Gebze Kroman Çelik İlkokulu'nda eğitim görüyor. İkinci dönemin başında veliler Gebze Kaymakamlığı önünde yaşadıkları mağduriyeti dile getirerek taleplerini karar alıcılar ve tüm kamuoyu ile paylaşmıştı.
  • Bu yapısal sorunun ne yazık ki en acı sonuçlarından birini  4 Şubat'ta okul çıkışı 1. sınıf öğrencisi sevgili Ela Tabakoğlu'nu acı bir kazayla yitirerek yaşadık. Buradan bir kez daha ailesine ve sevenlerine,  öğretmenine başsağlığı dilemek isterim. Bu çocuğumuz Gebze Bilgi iİkokulu öğrencisiydi. Mimar Sinan İlkokulu ikinci dönem yıkılarak  Bilgi İlkokulu ile birleştirilmiş. İkili eğitime geçen okulda çocuklar 7.45'te derse giriyor ve 12.45'te dersten çıkıyor. Diğer okulun öğrencileri ise 13.00 'te girip 18.00'de dersten çıkıyor. Dolayısıyla okul giriş çıkışlarında da yoğunluk ve kargaşa yaşanıyor bu uygulama sebebiyle. Çocuğumuz da bu kargaşa esnasında servis aracı çarpması sonucu hayatını kaybediyor. Sonuçta eğitim hakkı kamusal bir anlayışla planlanmalı  ve eğitime bütçeden yeterli, gerekli pay ayrılmalı ve yapılması planlanan okullar bir an önce tamamlanmalı. İkili eğitime ve yaz saati uygulamasına son verilmeli. Çocuklarımız için pedagojik, sağlıklı,  güvenli bir düzenleme şart.
  • Öğrenci velisi olarak, bu eğitim sisteminde çocuğunuzun geleceğine ve eğitim hayatına dair kaygınız var mı.. Gençlerin yurtdışı eğiliminin ülkeye yansımasına dair öngörünüz nedir..

 

  • İktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda piyasacı ve gerici  uygulamaları ile eğitimde atılan her adım bir yıkıma dönüşüyor. Eğitimin devlete büyük masraf olduğu gerekçesiyle kamusal eğitim hakkı ortadan kaldırılırken eğitim alanında sermaye ve tarikat cemaat yapıları karar verici haline getiriliyor. ÇEDES'ten  Maarif Müfredatı’ndan  Meslek Kanunu’na, Milli Eğitim Akademisi’nden MESEM’lere sermaye ve tarikat cemaat kıskacında okulla birlikte çocuk, öğrenci ve öğretmenlik yok ediliyor. Kitlesel okul terkleri yaşanıyor. MEB verilerine göre 2025 yılı itibariyle 1.5 milyon çocuk eğitim dışında. 3 milyonun üzerinde çocuk işçi var, kız çocuklarında okul terkindeki artış 7 ille sınırlıyken bunun bu eğitim öğretim yılında 11 ile çıktığı görülmektedir.

Eğitim hem niteliği sebebiyle hem de  artan yoksulluğun  etkisiyle çocuklar ve gençler için umut olmaktan çıkıyor. Bununla ilgili yapılmış güncel bir çalışmanın sonuçlarını paylaşmak isterim.

Ipsos’un 13 Eylül 2024 tarihli bülteni, “Eğitim Monitörü” araştırmasının sonuçlarını aktarmış.

 

2024 yılındaki araştırmanın sonucuna göre Türkiye’deki eğitimden memnun olmayanların oranı bir önceki yıla göre üç puan artarak yüzde 64 seviyesine gelmiş.

 Bu araştırma 30 ülkede yapılıyor.Türkiye’nin yeri bu listede 26’ncı sırada.30 ülke içinde “eğitim kötü” diyenlerin oranı en yüksek olan ülke de Türkiye.

 Araştırmanın geçmiş yıllardaki sonuçlarıyla son veriler karşılaştırıldığında yıllar içinde “eğitim kötü” diyenlerin oranının sadece Türkiye’de arttığını görüyoruz.

Araştırmanın yapıldığı 30 ülkenin tümünde “din dersleri” en az tercih edilen ders. Türkiye’de de tercih edilen dersler sıralamasında din dersleri son sırada. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı seçmeli ve zorunlu din derslerinin sayısını neredeyse düzenli olarak artırıyor.

Çünkü Bakan’ın kendi ajandası var ve bu ajanda öğrencilere velilere dayatılmak isteniyor.

Araştırmaya göre Türkiye’de en büyük sorun eğitimdeki fırsat eşitsizliği. Araştırmaya katılanların yüzde 46’sı bu kanaatte.

 30 ülke genelindeki en vahim sonuç ise sanırım her iki kişiden birinin “gençlerin zihinsel sağlığının çok da iyi olmadığını” söylemesi. Türkiye bu konuda zirvede. Yüzde 64 bu kanaatte.

Yine başka bir güncel bilimsel tespit:

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün hazırladığı infografiğe göre, Türkiye’de eğitime ayrılan pay 2016’daki zirvenin ardından belirgin biçimde gerilerken, öğrenci başına harcamada uluslararası sıralamada alt basamaklarda kalındı ve kamu eğitim harcamalarının oranı Avrupa Birliği ortalamasının altında seyrediyor.

Ekonomist İnan Mutlu’nun paylaştığı Eurostat verisine göre Türkiye, ortaöğretimde öğrenci başına en az kamu kaynağı ayıran ülke. AB ülkeleri öğrenci başına ortalama yılda 8 bin 130 euro harcarken, Türkiye sadece 947 euro kaynak ayırıyor.

Türkiye’de gençlerin çok büyük bir kısmı yurtdışında eğitim almak istiyor. Örneğin:

Yaklaşık yüzde 93–94 gibi çok yüksek bir oran, bir gün yurtdışında eğitim almayı düşündüğünü söylüyor. Çünkü onlar için ülkelerinde eğitim bir gelecek umudu yaratmıyor.

Bu sonuçlar bizim eğitim alanındaki gerçekliğimiz ve bu gerçeklik karşısında ne yazık ki çocuklarımızın geleceği ile ilgili kaygılıyız ve umudumuz kırılıyor. Fakat onların aydınlık yarınları için, ülkemiz için mücadele etmemiz gerekiyor ve Veli Der de bu mücadelenin öznelerinden biri.

  • Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan ayı içinde okullardaki çok tartışılan aktivitelerine yorumunuz nedir?
  • Aslında bu süreç bakanlık eliyle ÇEDES protokolleri ile uzun zaman önce başladı. Okullarda kamusal eğitim şirketleşmiş cemaat tarikat yapılarına terk ediliyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda Ramazan ayına yönelik etkinlik düzenlemesi de laik ve kamusal eğitimin ortadan kaldırılmasında atılan başka bir adım. Laiklik ilkesine, kamusal eğitim hakkına ve çocukların pedagojik gelişimine aykırı bir adım. Biz de buna karşıyız: "Devlet, Anayasa’nın 2. ve 42. maddeleri gereği eğitim hizmetini inançlar karşısında tarafsız sunmak zorundadır. Okullar herhangi bir dini uygulamanın parçası hâline getirilemez.

Bu tür etkinlikler;

Oruç tutan ve tutmayan çocuklar arasında ayrımcılığa, Akran baskısı ve dışlanmaya, Yemek hakkının fiilen kısıtlanmasına yol açma riski taşımaktadır.

Çocukların yeterli beslenme hakkı güvence altına alınmalı; okullar laik, bilimsel ve kamusal eğitim ortamı olarak korunmalıdır " şeklinde özetlenebilecek bir metni kamuoyu ile paylaştık ve ne yazık ki ilerleyen süreçte yaşanan pratikler de haklılığımızı ispat etti.

Okullardan pek çok velinin uygulamanın olumsuz sonuçları ile ilgili paylaşımları oldu. Bunlardan en basiti çocuklara bir çetele dağıtılarak dini görevleri ne kadar yapıp yapmadıklarını değerlendirmeleri, iftar sofrasında çekilmiş bir aile fotoğrafı istenmesi, okullarda toplu iftarlara katılım konusunda okul grupları, sınıf gruplarına yazılar atılması, bunun maliyetinin de velilere yıkılması, okullarda kaç çocuğun çocuğun oruç tutup tutmadığının listelenmesi, etkinliklere kaç öğretmenin katılıp katılmadığının listelenmesi, ders saati içinde öğretmen, öğrenci ve çalışanlarla toplu mukabele yapılması, çocuklara okul önünde topluca selefi yeminleri ettirilmesi, ana sınıflarında Menzil tarikatı üyelerinin etkinlik yapması gibi. Hatta Kocaeli Derince'de bir veli okul zilinin bir ilahi oluşuna itiraz ettiği için gözaltına alındı. Kent kamuoyu ve demokratik kitle örgütlerinin süreci sahiplenmesinin de etkisiyle serbest bırakıldı. Fakat aynı okulun bahçesinde veli dahi olmayan çeşitli siyasi parti üyeleri;  hoparlör ile girip ilahi çalabiliyor, açıklamalar  yaparak okulu siyasi bir şov alanı haline getirebiliyor.

Öte yandan biz velilere böyle bir okul iklimini reva gören başta Milli Eğitim Bakanı ve Aile ve Sosyal Hizmetler bakanı olmak üzere karar alıcılar;  kendi çocukları için olanakları geniş ve laik , bilimsel eğitim veren özel okulları tercih ediyorlar.

  • MESEM pozitif negatif çok tartışıldı. Sizce MESEM nedir?
  • Türkiye’de son yıllarda eğitim politikalarında belirgin bir yönelim, okul merkezli kamusal eğitimden işgücü m erkezli bir eğitime geçiş şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu yönelimin en somut örneklerinden biri, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) aracılığıyla uygulamaya konulan modeldir. Türkiye’de mesleki eğitim politikalarının merkezine yerleştirilen Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), kamuoyuna “istihdamı artıran”, “okuldan kopuşu engelleyen” ve “gençleri meslek sahibi yapan” bir model olarak sunulmaktadır. Ancak bu yapı, özellikle zorunlu eğitim, çocuk hakları, eğitimde eşitlik ve kamusal eğitim sorumluluğu bağlamında ciddi tartışmaları beraberinde getirmektedir.

MESEM’ler, niceliksel büyüklüğü itibarıyla bugün yaklaşık 510 bin öğrenciyi kapsamaktadır. Bu sayı, mesleki eğitim başlığı altında yürütülen politikanın artık istisnai bir uygulama değil, sistemin merkezî unsurlarından biri hâline geldiğini göstermektedir. Ancak bu büyüme, beraberinde ağır bir tabloyu da getirmiştir: MESEM’ler kapsamında çalışırken hayatını kaybeden çocuk sayısı 18’dir.

MESEM çocukların; okul, öğretmen, akran ve rehberlik hizmetleriyle bağını fiilen koparmaktadır. Okula haftada yalnızca bir gün gelen, akranlarıyla, öğretmenleriyle ve rehberlik hizmetleriyle düzenli bağlar kuramayan MESEM öğrencileri; iş yerinde yaşadıkları sorunları paylaşabilecekleri, destek alabilecekleri ve birlikte çözüm üretebilecekleri kolektif ilişkilerden de yoksun bırakılıyor.MESEM, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını da yok sayar; okulun eşitleyici, koruyucu ve sosyalleştirici rolünü ortadan kaldırıyor. 9. sınıf bir çocuk ile 12. sınıf bir gencin gelişimsel olarak aynı olmadığı gerçeği bilinçli biçimde görmezden geliniyor. Bu durum, daha erken yaşta işçileşen çocuğun daha kolay baskılanacağı ve sömürüleceği gerçeğinin yanında, sağlıklı ruhsal ve bedensel gelişim hakkının açık bir gaspıdır. Ayrıca bir iş tanımı olmayan çocuklar işverenin her işinde kullanabildiği adeta bir köleye dönüşüyor. Patron evine eşya taşıtıyor, öğretmen evinin temizliğini yaptırabiliyor. TBMM'deki MESEM öğrencilerinin yaşadığı gibi tacize uğrayabiliyorlar.Oysa Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (ÇHS), çocuğun yüksek yararını öncelikli kılar. 32. maddede, çocukların ekonomik sömürüden ve gelişimine zarar verecek her türlü işten korunması gerektiği açıkça belirtilmektedir. Türkiye’nin 2001 yılında onayladığı ILO’nun 182 No’lu Sözleşmesi ise çocukların sağlıkları, güvenlikleri açısından zararlı olan işlerde çalıştırılmasını “çocuk işçiliğinin en kötü biçimleri” arasında sayar ve bu tür işlerin ivedilikle ortadan kaldırılmasını taraf devletler için bağlayıcı hale getirmektedir.

Türkiye’de çocuk işçiliğin yoğunlaştığı dört havza nüfustan  biri OSB bağlantısıyla birlikte, İstanbul-Kocaeli’dir. Gebze’de 2.613, Körfez’de 468, İzmit MESEM’de ise 1.588 olmak üzere 3.600’ ün üzerine MESEM öğrencisi var ilimizde. Gebze Güzeller OSB Mesleki Eğitim Merkezi ise Türkiye’nin ilk özel mesleki eğitim merkezi olarak 2020 yılında kuruldu. Gebze Güzeller Sanayi Bölgesi’nde 160 firma bulunduğu, kolejde 2140 öğrenci kapasitesinin olduğu ve özel MESEM’in de aynı kapasiteye sahip olduğu açıklanıyor. Binlerce öğrencinin bulunduğu bir nevi çocuk işçi kampı yaratılmış. Deprem şehirlerinde çocuklarının ücretsiz bir öğün yemek hakkı kaldırılırken aynı dönemde bu özel meslek liseleri için partonlara kaynak aktarıldı.

Sonuç olarak; MESEM’ler, yoksulluğu ortadan kaldırmak yerine onu normalleştiren, çocuk emeğini eğitim adı altında meşrulaştıran çocuk haklarını açıkça ihlal eden bir modeldir. Gerçek çözüm, çocukları erken yaşta işgücüne dâhil etmek değil; yoksulluğu ortadan kaldıran, okulu güçlendiren ve eğitimi kamusal bir hak olarak yeniden kuran politikalar üretmektir

Gündemden düştü gerçi ama, proje okulları…. Bu kamunun özel okullar ile rekabeti olmuyor mu? Eğitimde fırsat eşitliği ilkesini zedelemez mi?

  • Veli-Der olarak; 2016 yılında ilk defa Milli Eğitim Bakanlığı okulları nitelikli ve niteliksiz olarak ayırdığında "projeniz değiliz ' diyerek bu uygulamaya karşı çıktık. Çocuklarımızın kamusal eğitim hakkından sorumlu ba
  • kanlığın okulları nitelikli niteliksiz diye ayırması kabul edilemez. "Proje okul” uygulamasının eğitimde eşitlik, liyakat ve kamusallık ilkeleri açısından ciddi sorunlar barındırdığını düşünüyoruz.

Proje okulların belirlenme ve yönetici/öğretmen atama süreçlerinin şeffaf olmaması; eğitimin bilimsel ve nesnel ölçütlerden uzaklaşmasına yol açmaktadır. Sınavla öğrenci alan ya da belirli kriterlerle ayrıştırılan bu okullar, aynı mahallede yaşayan çocuklar arasında dahi fırsat eşitsizliğini derinleştirmektedir.

Eğitim hakkı,  yasalarımızda da açıkça belirtildiği üzere kamu  tarafından tüm çocuklara eşit, parasız ve nitelikli biçimde sunulmak zorundadır. Okulları “nitelikli–niteliksiz” olarak ayrıştıran politikalar yerine, tüm okulların fiziki, akademik ve sosyal olanakları eşitlenmelidir.

Proje okul uygulaması; öğretmenlerin güvencesini zayıflatan, okul kültürünü idari takdirle şekillendiren ve eğitimi merkeziyetçi bir anlayışa teslim eden bir yapıya dönüşmemelidir. Bunu geçtiğimiz eğitim öğretim yılında yükseköğrenim sınavlarına sayılı günler kala proje okullarda görev yapan öğretmenlerin haksız hukuksuz bir şekilde, hiçbir kritere dayanmadan okullarından sürgün edilmeleri ile pratikte yaşadık ve kaybeden yine çocuklarımız oldu.

 

MESLEKTE 23’NCÜ YILI:  1981 yılında Ardahan’da dünyaya gelen Sibel Yılmaz, İlk, ortaokul ve liseyi Mardin’de tamamladı.  Gazi Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümü (2003) mezunu. Aynı yıl öğretmenlik mesleğine başladı. Yüksek lisansını Sakarya Üniversitesi Türkçe Eğitimi bölümünde yaptı. Halen Derince, Hikmet Uluğbay Ortaokulu’nda Türkçe öğretmeni.

 

**

DİLOVASI’NDA TACİZ İDDİASI

Çocukların yararı her tür

idari kaygının üzerindedir

 

  • Dilovası’nda 24 kız öğrencinin öğretmenlerinin tacizine uğraması iddiasını değerlendirir misiniz?
  • Söz konusu iddialar hepimizi derinden sarsmıştır.

Çocuklara yönelik her türlü istismar iddiası; en hızlı, en şeffaf ve en etkin biçimde soruşturulmalıdır. En küçük bir şüphe dahi en yüksek hassasiyetle ele alınmalıdır. Okullar çocuklar için en güvenli kamusal alanlar olmak zorundadır.

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre ilgili öğretmen hakkında daha önce görev yaptığı kurumda da benzer iddialar bulunduğu anlaşılmaktadır. Eğer bu doğruysa, olası ihmal ve denetim eksiklikleri de açığa çıkarılmalı; sorumluluğu bulunan herkes hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır.

Mağdur olduğu iddia edilen çocukların psikolojik, sosyal ve hukuki desteklere derhal erişimi sağlanmalı; okul rehberlik ve psikososyal destek mekanizmaları güçlendirilmelidir.

Biz veliler olarak; çocuklarımızın güvenli, eşit ve özgür bir eğitim ortamında eğitim alma hakkının takipçisiyiz. Bu sürecin hukuka uygun, şeffaf ve kamu vicdanını tatmin edecek biçimde yürütülmesini talep ediyoruz. Çocukların üstün yararı her türlü idari ve kurumsal kaygının üzerindedir.

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 23 Mart 2026 05:39
BENZER HABERLER
X