MESEM ANKETİNİN DETAYLARINI ANLATTI Mücadeleye hazırlar. Nasıl yapacaklarını bilmiyorlar
Öğrenci Sendikası’nın bir süre önce Gebze merkezli MESEM anketinin detaylarını anlatan Deniz Çayan Yılmaz, “MESEM’li çocuklar bir karşı mücadelenin içinde olmak istiyor, hazır bekliyor ama nasıl yapacaklarını bilmiyorlar” dedi
Haber serisi
Çocuk Hakları Bağlamında MESEM ve Meslek Eğitimi Aldatmacası - 2
Hatay İskenderun’da 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda (2026) çalıştırılan Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) öğrencisi 15 yaşındaki Mahir Buğra Karagön, staj yaptığı pastanede elektrik akımına kapılarak yaşamını yitirdi. Olay hem iş güvenliği ihmallerini hem de çocuk işçiliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Konya Karapınar’da Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) kapsamında çalıştığı işyerinde, bir tarladaki elektrik panosunu tamir etmeye gönderildiğinde henüz 16 yaşındaydı Eren Dağ. Elektrik akımına kapılarak 30 Temmuz 2024’te hayatını kaybetti.
Yine 2024 yılında
23 Mayıs'ta Manisa'nın Soma ilçesinde çalıştığı inşaattan düşerek ölen Alperen Enes Ünal 17 yaşındaydı.
Bu yılın başında yine MESEM programı çerçevesinde İstanbul Büyükçekmece’deki bir metal fabrikasında çalışan 14 yaşındaki Arda Tombul ise kafasını saç büküm makinasına kaptırdı ve yaşamını yitirdi.
Basından…
Dün başladığımız ve Veli-Der Kocaeli 2 No’lu Şube’nin Gebze’de düzenlediği, Çocuk Hakları Bağlamında MESEM ve Meslek Eğitimi Aldatmacası söyleşisi, diziye de adını verdi. Meslek eğitimi adı altında, bir aldatmanın sürdüğü aşikar.
İnteraktif gerçekleşen seminerde Kadıköy merkezli Öğrenci Sendikası’nın da aktivistleri arasında yer alan Türkiye İşçi Partili Deniz Çayan Yılmaz bir süre önce sendikanın basına yansıyan Gebze merkezli anket çalışmasına dair değerlendirmelerini aktardı.
İlgili anketin dikkat çeken detayları;
MESEM’li öğrencilerin yüzde 88,9’u genellikle iş yerlerine denetime gelinmediğini ifade etti. Denetim olduğunu belirten öğrencilerin yüzde 70,2’si denetimden önce patronlara haber verildiğini ifade etti.
Öğrencilerin yüzde 91,6’sı işyerinden ücretli izin alamadığını, yüzde 87,6’sı ise izin almak istediğinde kötü muamele ile karşılaştığını ifade etti. Öğrencilerin yüzde 97,6’sı Şubat tatilinde ücretli izne çıkamıyorken bu oran yaz tatili için yüzde 92,7 olarak belirlendi.
Ankete katılan öğrencilerin yüzde 98,7’si maaşlı çalıştığını belirtti ve maaş alanların yüzde 78’inin aylık 7.000 TL ve civarı maaş aldığı kaydedildi. Bu miktar ise kanunen uygulanması gereken oranın, yani asgari ücretin yüzde 30’unun altında kaldı…
Deniz Çayan Yılmaz ilgili saha çalışmasında, “Mesemliler kimdir? Mesemliler gündelik hayatlarında ne yapar? Kaç saat çalışırlar? Aldıkları maaş nedir? Ya da işten sonra gündelik hayatlarında ne yapar?” sorularına yanıt aradıklarını belirtip şunları kaydetti:
29 Mart'ta bir inadın sonucu, MESEM etkinliği yapmıştık. MESEM meclisleri kuruluş toplantısıydı. Ve o etkinlikten sonra MESEM’lerin kaç saat çalıştığına ve ne yaptığına dair rapora ihtiyaç olduğunu tespit ettik ve yaklaşık 1000 MESEM sıra arkadaşlarıla beraber bir rapor hazırladık. Ve şunu gördük:
Hiçbir MESEM öğrencisi, isteyerek gitmiyor. Ya ailesinin zorlamasıyla gidiyor. Ya da maddi sıkıntılardan dolayı okuyamayacak bir seviyeye gelip 14-15 yaşlarında iş hayatına atılıyor.
Raporu hazırlarken, Mustafa adlı MESEM’li bir arkadaşımız ile konuştuk.
Raporda, “İş kazası geçirdiniz mi?” diye bir madde vardı.
Mustafa, “Abi, iş kazası nedir ki?” diye sordu.
“Elin kanar, bir yerin kırılır, bedeninin üzerinde herhangi bir hasara yol açar” yanıtını verince trajikomik gelebilir, “Abi biz bu durumları zaten her gün yaşıyoruz. Hangilerini yazayım?" dedi.
Bu yanıtta şuna bakmamız gerekiyor. Mesleki eğitim, her ülkede olması gereken bir şeydir. Asıl önemlisi nasıl olduğu ya da Türkiye’de pratiğe nasıl geçtiğidir.
Görüştüğümüz 1000 MESEM’li arkadaşlarımızdan yüzde 90’ı günde 15 saatten fazla çalışıyor.
Haftalık izinleri bir, maksimum iki gün oluyor. Yüzde 90’ı, haftanın altı günü çalışmak zorunda kalıyor.
Aldıkları maaş, asgari ücretin üçte biri bile değil. İlk başladığında asgari ücretin üçte birini alıyorlar. Sınıf ilerledikçe bu maaş normalde yükselmeli ama günümüzdeki pratiği hiç böyle olmuyor. Günde 15 saat çalışıp maaş alamayan MESEM’li öğrenciler bile var.”
Bu esnada araya giren Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz söz arasına girip, “Hatta parasını velisi ödüyor. Katkıyı alabilmek için, işletme sahibi adına dekontu bize yolluyor. İşletme sahibinin cebinden hiç para çıkmıyor. Tam anlamıyla köle. İşverene, çocuğa maaşını niye vermediğini soruyorum. “Ben ona iş öğretiyorum." diye ir pozisyon alıyorlar” dedi.
Deniz Çayan Yılmaz şöyle devam etti:
“Trajikomik bir durum ama bu çocuklar maaş alamıyor. Bazı öğrencileri gördük, neredeyse yüzde 60'ı daha sigortalı bile değil. İş kazası geçirdiği ya da iş cinayetine kurban gittiğinde, ailesine herhangi bir maddi durum da sağlanmıyor. Böyle bir duruma geldi artık MESEM sistemi.
MESEM’in ülkemizde uygulamaya girdiğinden bugüne 800 kadar çocuk iş cinayetine kurban gitti.
Çocuklarla görüşüyoruz. Hiçbiri günde 15 saat çalışmak istemiyor ve hiçbir çocuk günde 15 saat çalışmak istemez zaten. Çocuk oraya iş öğrenmek için gidiyor ama ya parmağı olmayıp, ya bir iş kazası geçirip ya da iş öğrenmek için gidip köle olarak tekrardan evine geliyor. Böyle bir sistem aslında bu meslek eğitim programı.
MESEM’li çocuklar bir karşı mücadelenin içinde olmak istiyor, hazır bekliyor ama nasıl yapacaklarını bilmiyorlar. Burada örgütlenme kavramı devreye giriyor. Şimdi çocuklar sorunun öznesi. Hani binlerce MESEM öğrencisi bu durumu yaşıyor. Çocuklar bizden bir kurtuluş yolu bekliyor aslında.
Gebze’den yine adı Mustafa olan MESEM’li bir işçi arkadaşımız bana, “Abi, biz sizinle yürüyelim, yeter ki bizim standartlarımızı düzeltin. Biz günde 15 saat çalışmak istemiyoruz ve bunun için de gereken her mücadeleyi yaparız” dedi.
MESEM’li arkadaşlarımızdan beklentimiz şu olmalı. Herhangi bir MESEM’li zaten bunu istemediği için bir yerde bu politik bir duruş haline geliyor hepsi için.
Bizler de onların yanında yer almalı, MESEM programına karşı birlikte mücadele göstermek zorundayız. Hani her birimizin görevi de bu olmalı.
Eymen adlı MESEM’li arkadaşla 1 Mayıs’a katılıma dair çalışma yaptık. 50 çocuk adını yazdırdı, 10’u katıldı. Sonradan öğrendik ki ustaları 1 Mayıs’a katılacaklarını öğrenince katılmamaları için ya tatilini kesmiş, ya ek mesai koymuş.
1 Mayıs’a katılabilen çocuklar da ya hani mola saatinde geliyor, ya işe gitmiyor, ya yalan atıyor veya bir şekilde rapor alabiliyor. 1 Mayıs bittiğinde çocuklar, “Abi eylem bittiyse biz artık gidelim. İşe gitmemiz gerekiyor” dedi. Bu çocuklar 1 Mayıs'a yalan söyleyerek katılabiliyor maalesef.
MESEM diye bir mesleki eğitim programı var ama hani onların arkasında duracak, haklarını savunacak bir sendika bile yok. Almanya örneği üzerinden birini Türkiye'de kurmaya çalıştık ama şunu gördük. MESEM’li çocuklar herhangi bir sendika ya da bir partiye üye olduğu zaman direkt iş hayatı yanıyor.
Türkiye, dünya üzerinde mesleki eğitimin en karanlık olduğu ülkelerden biri.”
Söyleşiye katılanlardan biri ise uygulamaya dair şunları kaydetti:
“MESEM’lilerin yaş ortalaması 13-15 ya da 14-18 diyelim. Çalıştığım şirkete 20’ye yakın MESEM’li öğrenci geldi gitti. Yaş ortalamaları çok küçüktü. Günümüz gençliği, önceki kuşaklara göre örgütlenmeye uzak duruyor.
Buradaki koordinasyonun, MESEM’li öğretmenlerin yapması gerekenler var. Mesela bize öğretmen geliyor, “İş yapmıyorsa MESEM’li öğrenciyi dövün” diyor. Usta öğreticiyi dinliyorum. Öğrencilerle aramızın nasıl olduğunu soruyor. “İyi” deyince, “İşinize yaramayanı atın gitsin” diyor.
Bunu söyleyen öğretmen, bunu duyan işveren, ustalar. Öğrenci arada kalıyor. Zaten çocukta örgütlenmeye dair bilinç yok. Aileden gelen durumlar, ekonomik sıkıntılarından kaynaklı buraya geliyor. Bence burada en büyük sorumluluk MESEM’li öğretmenlere öğretmenlere düşüyor.
Öğrenciye sendikalı ol diye dayatamayız. Yasal çerçevede de 18 yaşından küçük olduğu için sendikalı olamaz.
Veli “Para kazansın” diye kendi çocuğunu köle olarak oraya gönderiyor.
İş yerinde ustasından kaynaklı her türlü mobbingi görüyor bu çocuk. Yaşının küçük olmasından kaynaklı zaten bir hor görülme oluşuyor. Ustaların, “İş bilmez, işe yaramaz” şeklindeki tutumları ile çocuğa envaiçeşit psikolojik şiddeti var.
Öğretmenler de bunu biliyor. En çok itirazım buna. Öğretmenlerle tartışıyorum. “Bu çocuğu korumakla görevlisin. 50 tane okul ve iş yeri mi geziyorsun, 50 iş yerindeki öğrencine sahip çıkacaksın” diyorum. İşyerine gidiyor ve patrona, “İşine yaramıyorsa döv” diyorsun. Bu durumda çocuğun patronu orada döver de, her şeyi de yapar.”
Yine salondan bir diğer katılımcı ise,
“Bir ülkede iki üç senede bir Milli Eğitim Bakanı değişirse olacağı budur.
Daha dün Konya’da bir tarikat mensubunun çocuğa yönelik şiddetini televizyon ekranlarında izledik.
Devletin kendisi bir şeyler yapmalı. Bu öğrenciler neden fabrikanın kollarına gönderilsin. MESEM diye bir şey olmamalı. Devlet niye tüm ilgili iş kollarında mesleki eğitim için kendi işyeri kurup bu çocukları nitelikli öğretmenlerle orada eğitmiyor?
Sendikadan söz ettiniz. Memlekette 10 milyon sendikalı işçi vardı, 1 milyona indi. İşçisini satan sendikaların o çocukları da koruması zor” değerlendirmesinde bulundu.
Haber serisi: 2
Çocuk Hakları Bağlamında MESEM ve Meslek Eğitimi Aldatmacası
Seride dün
Seride yarın
Eğitim-İş Sendikası Kocaeli 1 No’lu Şube Örgütlenme Sekreteri Sonay Aslan
Genç arkadaşımız (Deniz Çayan Yılmaz), ‘Hiç kimse isteyerek gitmiyor’ dedi. Hayır, hepsi isteyerek gidiyorlar ama gidince pişman oluyorlar.
Öğrencilerin MESEM’e gitme nedenlerine baktığımızda iki başlık dikkatimi çekiyor. Yoksulluk ve okulların işlevsizliği.