Oransal’dan Akat’ın hesabına 2.4 milyon TL aktarıldı
22 Haziran 2026 18:54

DİLOVASI, ÇORLU’DAN DENETLENİYORDU Oransal’dan Akat’ın hesabına 2.4 milyon TL aktarıldı

Ravive faciası sonrası ikinci adalet nöbetinde yedi işçi ailesi de temsil edildi. 2022’de İsmail Oransal’dan Akat’ın hesabına 2.4 milyon TL aktarıldığı, üretim yaptıran firmaların Dilovası’nı, Çorlu’daki fabrikadan denetlediği iddia edildi

Aktan Uslu Tüm haberleri

Haber Serisi : 2 - 1

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri Adalet Nöbeti

 

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin Ravive Kozmetik faciası sonrası ikinci adalet nöbeti eylemi dün gerçekleşti. Faciada can veren yedi emekçinin tüm aileleri, dün meydanda idi.

Yedi işçinin ailesinden dokuzu söz alıp konuştu. 2022’de İsmail Oransal’dan Ali Osman Akat’ın hesabına 2.4 milyon TL aktarıldığı, fason üretim yaptıran firmaların Dilovası’nı, Çorlu’daki fabrikadan denetlediği iddia edildi.

Konuşma sıralarına göre aile bireyleri dün geniş özetle, şunları kaydetti:

ADALET İSTİYORUM, BÜTÜN ÖLMÜŞLERİMİZ İÇİN

Şengül Yılmaz’ın kardeşi Emine Bulut

“Davamızın Kandıra’ya kaçırılması son bulsun. Meclis Araştırma Komisyonu kurulsun. Sorumlu kamu görevlileri yargılansın. Ali Osman Akat, L'Oréal Kozmetik sahibi Aleyna Oransal ve Gökberk Güngör ile Ravive Kozmetik'e üretim yaptıran tüm firmalar yargılansın. Tahliyeler son bulsun istiyorum. Adalet istiyorum ablam için, bütün ölmüşlerimiz için! Suçlular cezalarını çeksin. En yüksek cezalarını almalarını istiyorum, yargılansınlar, cezalarını çeksinler. Biz acı çekiyoruz. Onlar da yargılanıp acılarını, bedellerini ödesinler. Bizden gelip helalleşmek istiyorlar. Haklarımızı helal etmiyoruz! Helalleşmek yok, hesaplaşma var! Sonuna kadar devam edeceğiz ve hesabını verecekler. Bütün hepsinin hesap vermesini istiyorum.

Aleyna Oransal'ın hamile olup çocuk doğuracağı için ev hapsinde tutulmasını istemiyorum. Benim ablam, çok sevdiği, çok istediği torununu göremedi ve benim ablamın torunu üç hafta erken doğum yaptı. Aleyna'nın doğuracağı çocuk çok önemli değil. Bizim canlarımızdan önemli değil. Onun bir parça canı o kadar değerliyse bizim iki canımız yandı. Kusura bakmasınlar, Aleyna Oransal'ın tekrar işe dönüp yargılanmasını istiyorum. Bu kadar hapishanede binlerce çocukla doğum yapan insanlar nasıl büyütüyorsa, onun da çocuğu bizim için o kadar değerli değil, o da girsin içeride çocuğunu orada büyütsün. Bizim canımızın bedelini ödesinler, kusura bakmasınlar. Parmak kadar çocuk değerliyse bizim canlarımız da değerli. Yargılansın, cezasını çeksin.

HEPSİNİN YARGILANMASINI İSTİYORUZ

Hanım Gülek’in kızı Tuba Gülek Laç

Faciada ölenlerin hayatına mal olanlar şirket patronu Ali Osman Akat ile yeğenleri İsmail Oransal ve Altay Ali Oransal'dır. Bunlar arasında son yıllarda milyonlarca liralık para akışı, para trafiği yaşanmıştır. Bu yüzden her ne kadar iş akdi olduğunu inkâr etseler bile bunların suç görülüp yargılanmaları sabitleşmelidir. 7 insanın, hayatının alınması onlara reva görülecek bir gerçek olmamalı. Sanıklar, özgürlük talep etseler bile hiçbir şey kaybettiklerimizin hayatına denk değildir. Hepsinin yargılanmasını istiyoruz. Tahliye edilen Güven Demirbaş, Ünal Aslan Aleyna Oransal'ın suçlarının sabit görülüp yargılanmasını talep ediyoruz.

VALİDEN BELEDİYE BAŞKANINA, HEPSİNDEN ŞİKAYETÇİYİM

Nisa Taşdemir’in kanser hastası babası Vedat Taşdemir

Dilovası'ndaki vaka, olay değil bir katliamdı. Orada yedi canımızı verdik. 16 yaşındaki kızımı, toprak olarak verdim. Dilovası'ndaki aile, biz oradaki katliamı hiçbir zaman unutmayacağız. Katliamı hiçbir zaman unutmayacak, peşini bırakmayacağız. Oradaki belediye başkanı olsun, büyükşehir belediye başkanı olsun, kaymakam olsun, hâkimi savcısı olsun her kim olursa olsun hepsinden şikâyetçiyim. Kamu görevlileri hâlâ adalet önüne çıkmadılar. Bunların ceza almalarını istiyorum. Kim oraya ruhsat verdiyse, Hamza Şayir ise, Ramazan Ömeroğlu ise her kim olursa olsun oraya ruhsatı veren ve oraya suç ortağı olan insanlardan şikâyetçiyim. Çıksın adaletin önüne hesap versinler. Bizim canımız yanıyor. Her gün çıkıyoruz buraya bağırıyor, söylüyoruz. Kamu görevlilerine hiçbir müdahale yok, ilerleme yok, yargılama yok. Hepsinden şikâyetçiyiz. Biz adalet istiyoruz, adalet, adalet! Ama maalesef hiç sesimizi duyan yok. Her seferinde söyleyip çıkıp bağırıyoruz ama kamu görevlileri hâlâ yerinde sayıyor.

Ben çıkıyorum hastaneden çıkıyorum buraya geliyorum. Bizim istediğimiz adalet ve adalet bu değil! Onlar da çıksın, yargılansın.

Biz burada Kandıra Cezaevi'ne gidiyoruz, dört tarafımız asker sarıyor. Kandıra'ya gitmeye artık takatimiz kalmadı. Mahkeme Gebze'ye taşınmalı.

Canımız yandı, bu adamlar keyif ediyor, biz yanıyoruz. Çorlu, Soma, Gayrettepe; her tarafta insan yanıyor, kimse çıkıp da hesap vermiyor.

Dilovası'ndaki, Ankara'daki olsun, Gebze'deki olsun bütün işçi kardeşlerimize desteklerinden ötürü teşekkür ediyoruz.

Biz adalet istiyoruz. Adalet yerini bulana kadar devam edeceğiz. Hiçbir zaman bunun peşini bırakmayacağız. Ben bu hasta halimle geliyorsam ölene kadar devam edeceğim, peşini bırakmayacağım.

Güven Demirbaş'ı ne diye bıraktılar? Ölüme sebebiyet veren insan dışarıda serbest geziyor. Bu nasıl bir adalettir? Kandıra Cezaevi'ne biz gidiyoruz, bu insanlar gelmiyor. Adalet bu mudur? Çıksın adalete hesap versinler. Biz bunu istiyoruz.

Bugün buraya gelen herkese teşekkür ediyorum. Hepinizden Allah razı olsun. Ama hakkımı da hiçbir zaman bunlara helal etmeyeceğim”

DİLOVASI BELEDİYESİ’NDE RÜŞVET

YİYEN ZABITALAR, İŞLERİNE GERİ DÖNDÜ

Cansu Esetoğlu’nun babası İbrahim Esetoğlu

“Kamu görevlileri hakkında hiçbir soruşturma yok. Kamu görevlileri iki ay görevlerinden uzaklaştırıldı, ardından hiçbir suçları yokmuş gibi yine görevlerine iade edildi.

Bunlar bizim çocuklarımızı kapalı bir kutuya koyup cinayet işlediler, katliam yaptılar. Bu vicdansızlar, bu Dilovası'ndaki zabıtalar gidip orayı denetlemek gitmiyorlar. Oraya gidip her defasında parfüm alıp dönüyorlar. Bunlar rüşvet alıp gidiyorlar.

Bizim çocuklarımızı mayın tarlasına koyup yaktılar ve öldürdüler. Şimdi soruyorum, bu ruhsatı veren kim? Hangi kurumlardır? Neden bunlar yargılanmıyor? Biz adalet istiyoruz. Kamu görevlileri bizim gözümüzün önünde her gün elini kolunu sallaya sallaya geziyorlar. Neden bunlara ceza verilmiyor? Neden bunlara yönelik bir dosya yürütülmüyor? Neden İçişleri Bakanlığı bunlara izin vermiyor? Bunlar neden dışarıda geziyorlar?

Bu patronlar ne kadar suçluysa, bunlara bu izni veren kamu görevlileri, bu belediye, onlardan 200 kat daha suçludur. Çünkü izni veren, ruhsatı veren bu belediyedir. Orada yangın merdiveni yok, yangın söndürme yok. Hiçbir iş güvenliği uzmanı yok.

Ve bizi Kandıra Cezaevi'ne götürüyorlar, orada biz mahkemeye gidiyoruz. Neymiş? Suçlular, ‘Bizim can güvenliğimiz yok’ diye dilekçe vermiş. Bizim çocukların can güvenliği ne oldu? Bizimkileri niye katlettiniz siz? Vicdansızlar! Ahlaksızlar! Biz sonuna kadar adalet istiyoruz.

Nereye kadar giderse gitsin. Gerekirse bu kurumların önünde kendimizi yakacağız ve adalet yerini bulana kadar nöbetimizi sürdüreceğiz.

Mahkememizin Gebze'ye gelmesini istiyoruz. Biz aileler olarak oraya gittiğimizde zorlanıyoruz. Burada yargılanmasını istiyoruz ve kamu görevlilerinin ceza almalarını istiyoruz. Dilovası Belediyesi ruhsat vermese bunlar nasıl işletecek? Buranın elektriğini, suyunu kim verdi? Bunların hepsi kaçak! Yıkılması gereken bir bina, neden sen ruhsat veriyorsun o binaya?

 Bu yangından iki gün sonra hemen neden bu binayı ortadan kaldırdınız? Çünkü delilleri ortadan kaldırmak için. Daha önce niye yıkmadınız? Yıkmaya gücümüz yetmiyordu da neden önlemediniz, bu canlara nasıl kıydınız?

Benim canım yandı. ‘Başkasının canı yanmasın’ diye tahliye istiyorlar. Çaresizlikten dolayı söylüyorlar. Hayır, kimsenin canı yanmasın. Hiçbir evlat kolay kolay büyütülmez. Biz bu evladı onlar için, bu caniler için büyütmedik. Adaletin önüne çıksınlar. Bunlar suçludur. Kamu görevlilerinin hepsi suçludur. Zabıtasından tut belediye başkanlarına kadar hepsi suçludur. Çünkü ruhsatı veren bunlardır. Cezasını çeksinler, biz adalet istiyoruz.

BİR İNSANIN DEĞERİ 300 BİN LİRA MI?

Tuğba Taşdemir’in babası Şahin Taşdemir

Sanıklar, ‘Dışarıya çıksalardı çıkabilirlerdi’ diye bir beyanda bulundu. İnsan bile bile kendini hiç yakar mı? Biz adalet istiyoruz. Yangın ön kapıda çıkınca çocuklarımız arka tarafa kaçıyorlar. Canını kurtarmak için duvara tırmandılar, saca tırmandılar ama ne bir pencere, ne bir cam vardı ne bir kapı vardı. Fabrika sahibine –facia öncesi-, ‘Niye bir kapı takmadın?’ demişler. ‘Bir kapının maliyeti 300 bin lira’ diye takmadığını söylemiş. Bir insanın değeri 300 bin lira mıdır? Biz adalet istiyoruz. En ağır ceza almalarını istiyoruz.

GÜVEN DEMİRBAŞ, KAÇAK BİNASINDA

ÜRETİM YAPILDIĞINI BİLİYORDU

Esma Gikan’ın eşi Aytekin Gikan

Öncelikle Güven Demirbaş neden serbest bırakıldı? Sonuçta bu bina sahibi odur. Bu binayı kiraya verirken sadece parayı düşündü. Bu bina zaten kaçaktı, yıkılma kararı varken neden kiraya verildi? Ardından daha kiradayken bunu satışa çıkarttı. Kaçak binayı ne şekilde satışa çıkartıyorsun? Ayriyeten bu bina kiraya verilirken depo olarak verildi, imalat olarak değildi.

Mahkemede de heyet Güven Demirbaş’a sorduğunda, ‘Depo olarak verdim. İmalat olduğundan bilgim yoktu’ diyor.

Kendisi de imalat olduğunu biliyordu, iş yeri zaten 200 metre ilerideydi. Her gün orada binanın yanında geçip gidiyor, Kurtuluş Oransal'la selam da veriyordu.

Yıkım kararı varken, belediye orayı yıkması gerekirken sen neye dayanarak kiraya verdin veya sattın?

Yedi canımız gittikten sonra bunlar ortaya çıkıyor.

Ben üç çocuk babasıyım. Burada olsun; Hendek'te, Soma'da, Gayrettepe'de de olsun, sokaktaki ölen çocuklarımız olsun... Biz bu bu şekilde yani meydana çıkıp adalet arayacağımıza herkes kendi suçunu kabul edip, ‘Ben suçluyum’ diye ortaya çıksalar hiç kimsenin canı yanmaz, hiçbir evlat, hiçbir anne de ölmez.

Ayriyeten Ali Osman Akat. 2024'te uyuşturucu ticareti suçlamasıyla 170 yıl cezası varken dört ay içeride kalıyor, ne hikmetse delil yetersizliğinde serbest bırakılıyor.

Oransal Ailesinin gözü dönmüş şekilde para hırsı yüzünden yedi canımızı katlettiler. Hiçbirinin sigortası, can güvenliği yoktu. Mahalleli ve biz, o kadar şikâyet ettik.

Kurtuluş Oransal işçilere açık açık, ‘Benim arkamda devlet var, beni şikâyet edebilirsiniz. Bana bir şey olmaz, olan size olur diyordu.

Maalesef şu yedi aile mağdurdur. Adalet istiyoruz, bu işin peşini bırakmayacağız. Yani başka Esmalar, Hanımlar Şengüller ölmesin. Tuğba, Nisan, Cansu... daha belki birçoğunu sayamadığımız insanlar ölmesin. Çocuklar, yetimler yetim kalmasın, kimse canı yanmasın istiyoruz.

Üçüncü celsede, inşallah mahkemede istediğimiz sonucu alabiliriz. İçeridekiler hak ettiği cezayı alabilirler. Nasıl bizler akşam evimize gittiğimizde bir insanın eksik olduğunu anlıyoruz. Bunlar da hak ettiği cezayı alıp evde bir insanın eksikliğini anlasınlar.

ALİ OSMAN AKAT’IN ARKASINDA

KESİNLİKLE DEVLET VARDIR

Hanım Gülek’in damadı Zafer Laç

Benden önce konuşan Aytekin Gikan abimin dediği gibi, ‘İstediğiniz yere şikâyet edin, benim arkamda devlet var’ sözü çok gerçek. Çünkü yıllardır CİMER'e yapılan şikâyet karşılıksız kalıyor, onca şikâyete rağmen göz görmüyorsa, ‘Ali Osman Akat’ın arkasında kesinlikle devlet vardır’ diyorum.

Ali Osman Akat, Ravive Kozmetik’in gizli ve büyük patronudur. Çünkü ‘Benim yeğenlerimle alakam yoktu, görüşme yapmıyorum’ demesine rağmen, mahkemede avukatlarımızın talebiyle beraber hesap incelemeleri, telefon incelemeleri, görüşmeleri görgü tanığı ifadelerinde açıkça ortaya çıkmıştır.

İsmail Oransal'dan Ali Osman Akat'ın hesabına

12 Ağustos 2022'de 700 bin TL, 23 Eylül 2022'de 570 bin TL, 19 Eylül 2022’de 320 bin TL ile üç ayrı tarihte daha toplam 810 bin TL para akışı gerçekleşmiştir ve gönderdiği para açıklamalarının altında genellikle, ‘Oransal ödeme’ yazmaktadır.

Hani, ‘Biz görüşmüyorduk, konuşmuyorduk?’

Bu, dayısıyla konuşmadığını söylemesine rağmen olaydan sonra, ‘Can güvenliğim yok’ deyip direkt dayısının yanına kaçması kadar absürt bir olaydır.

Mahkeme ifadelerinde ortaya çıkan birçok şey zaten bunların beraber ortak olduğunu gösteriyor. Biz gene Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunduğumuz şikâyet dilekçesiyle ikisinin arasındaki ticari ilişkiyi öne sürdük. Bunların savcılıktan tek bir çatı dosya ile öne çekilmesini, hemen incelemesini ve ardından kamu görevlilerinin yargılanmasını istiyoruz.

Komşuların CİMER'e yazması, bir eve yaklaşık bir metre mesafede olan bir üretime dair belediye başkanının ve diğer yetkililerin veya mülk sahibinin, ‘Orada üretim olduğuna dair bir bilgimiz yoktu’ deyip denetime gittiklerini söylemesi, sahte evrak düzenlemeye çalışmaları...

Dilovası gibi küçük bir yerde oturuyorsanız kimin ne yediğini, ne içtiğini bilirsiniz. Orada herkesin evine bir parfüm girmişken orada üretim olduğunun bilinmemesi, yangın merdiveninin konulmaması, belediye istihdam birimi ve İŞKUR’un oraya sürekli eleman göndermesi,

 CİMER'e şikâyetlerde Çalışma Bakanlığı olsun, İçişleri Bakanlığı olsun devlet kurumlarının buna sessiz kalması oradaki iş yeri sahibinin, ‘Bizim arkamızda devlet var, kime şikayet ederseniz edin’ sözünü gerçek kılıyor. Çünkü onların arkasında devlet var. Bizim de arkamızda vatandaşlar, sendikalar, işçiler var. Hepinize teşekkür ederim.”

FASON ÜRETİM YAPTIRAN FİRMALAR

DENETLEMEYİ ÇORLU’DA YAPIYORDU

Tuncay Yıldız’ın oğlu Ömer Yıldız

“Bu fabrika bundan 3-4 yıl önce kuruldu. Babamdan duyduğumuz kadarıyla yasal bir fabrika değil. Bunu zaten herkes biliyor. Kanıtlayamadığımız bazı şeyler var, bunlar zaten zamanla olacak. Bu fabrikanın Zara'dır, LC Waikiki'dir vesaire bu zincir firmalar zaten kim olsa öyle bir fabrikada iş vermez, kimse üretim yaptırmak istemez. Bu fabrikaya bu firmaların denetimleri Ali Osman Akat'ın Çorlu'daki fabrikasında yapılıyordu.

Ali Osman Akat'ın Çorlu’daki fabrikası, iş verdiklerine göre yasal düzenlemelere uygun bir fabrika. Denetimler Çorlu’da yapılıyordu. Yoksa Dilovası’ndaki fabrikada bu firmalar onlara fason ürün yaptıramaz. Ben olsam yaptırmam.

Ben babamı bir kere tatil dönüşü ziyaret ettim.

Çünkü ben bir kere babamı ziyarette bulunmuştum tatil dönüşü. Bu fabrikanın içinde sigara mı içilmiyor? Bu fabrikanın içerisinde ne yangın merdiveni, ne bir havalandırma, ne bir su fıskiyesi gördüm, bunlar önlemidir. Bu eksikleri zaten herkes biliyor, az çok ortada.

Sanıklar, herkes; ‘Biz orada çalışandık’,  ‘Benim babam Kurtuluş Oransal bu işin sorumlusu’ diyor. Evet, Kurtuluş Oransal da bu işin sorumlusuydu ama burası bir aile şirketi. Kimse, ‘Ben bu fabrikadan sorumlu değildim, Tuncay Yıldız üretim yapıyordu, Kurtuluş Oransal öyle yapıyordu, böyle yapıyordu’ demesin.

‘Sen’ ofiste çalışıyordun, ‘sen’ ofisten sorumluydun, ‘o’ fabrikadan sorumluydu. Burası bir aile şirketi.

Kurtuluş Oransal maddi durumu olan bir insan değildi.  Bundan 6-7 yıl öncesine kadar Sentez Kozmetik'le babamla beraber çalışıyorlardı,  oradan tanışıklıkları var. Sonra kendisi burayı açtı. Daha doğrusu dayıları Ali Osman Akat bunlara maddi desteği veriyor, çocukları İsmail Oransal, Gökberk Güngör bu fabrikayı kuruyorlar. Babamdan duyduğum kadarıyla görevleri yurt dışıyla olan iletişimleri, fiyat çalışması, yurt dışından algısı, vergisi bu tarz işlerle uğraşıyorlardı.

Ve babamın cep telefonu şu an ortada yok, nerede bilmiyoruz. Aramadığım yer kalmadı, polisini de aradım, hastanesini de aradım, avukatımız da bakıyor, telefon ortada yok. Kim aldı bilmiyoruz. Orada zaten gerekli bütün mesajlar, ne iş yaptığı her şey ortada.

Ben bu fabrikayı denetlemeye gelip de göz yuman, CİMER'e yazıp da onaylamayan kim varsa bu şahısların hepsinden şikâyetçiyim. Bu fabrikadan para kazanan, para alışverişi yapan herkesten de şikâyetçiyim. Biz kesinlikle bu davadan vazgeçmeyeceğiz. ömrüm yettiği sürece peşini bırakmayacağım. Bu kim olursa olsun, benim kimseden korkum yok. Diğer abilerimiz de arkadaşlarımız da o şekilde. Yani kimse bunu beklemesin, 3 ay sonra bu iş soğur, 6 ay sonra bu iş soğur diye kimse beklemesin. Biz 3 sene de geçse, 5 sene de geçse bu işin peşini bırakmayacağız, bunu böyle bilsinler. Avukatımız da çok sıkı bir şekilde çalışıyor, biz de aynı şekilde. Birçok şeyi kanıtladık, devam da edeceğiz, kanıtlayamadığımız bazı şeyler de vardır illaki. Onların da peşindeyiz. Nöbetimiz devam edecek, bunu böyle bilsinler.

KENDİLERİ OLSA, 3 KURUŞA CANLARINI SATAR MIYDI?

Tuncay Yıldız'ın eşi İlknur Yıldız

O günkü patlamada eşim belki sağlam, canlı bir şekilde çıktı ama bir hafta boyunca hastanede ne yaşadı, ne mücadele verdiğini biz biliyoruz. Hep ümidimiz vardı. ‘O gün o yangından çıkartan Rabbim belki onu hastaneden de çıkartacak’ diye ümitle bekledik. Ama olmadı. Biz orada o acıların içindeyken, onlar başka planlar, pazarlıklar peşinde koştular; kaçırma, para kaçırma, kendilerini kaçırma gibi.

Şimdi gelmişler bizimle anlaşmaya çalışıyorlarmış, haber gönderiyorlar. ‘Acıları biraz hafiflemiştir’ diyorlar. Bu acı hafifleyecek bir acı değil. Ne zaman adalet yerini bulur, bizim acımız o zaman geçer.

Ben eşimin zangır zangır titrediğini ambulanstan inerken gördüm, o şoktaydı. Onlar o yangın anında, o patlamada, o çığlıklarda orada ne yaşandı gördüler mi, duydular mı? Kendileri olsalar ne yaparlardı, anlaşırlar mıydı? Üç kuruş paraya canlarını satarlar mıydı acaba? Bize böyle bir çirkin teklifle nasıl bulunabiliyorlar?

Doktoru, eşimin fotoğraflarını gösterdi. Günden güne hastanede çürüdüğünü gördük etlerinin. O derilerini kazıdılar, tenine yapay deri taktılar. Olmadı, vefat etti, bir daha söktüler. Eşim o kadar acıları yaşamışken, ben ve çocuklarım buna şahit olmuşken bize 'hafiflemiştir acıları, anlaşalım' demeye nasıl gelebiliyorlar?

Ve ben kesinlikle, hiçbir ailenin de anlaşmaya yanaşacağını düşünmüyorum. Bu nefes, bu can, bu kalp attığı sürece ben mücadelenin arkasındayım. Bu işte ihmali, sorumluluğu olan şahsi veya kurumsal kim varsa yargılanmasını, cezalarını çekmesini istiyorum. Bu acı kesinlikle dinmez ancak cezalar hak yerini bulursa adalet yerine gelir.

Sayın Akın Gürlek’e sesleniyorum, yalvarıyorum, bu düzen değişsin istiyorum, daha canlar yanmasın istiyorum, başka acılar ailelere düşmesin, başka aileler acılar çekmesin istiyorum.

Bugün Babalar Günü'ydü ve benim çocuklarımın babası yoktu Babalar Günü'nü kutlamak için. Kurtuluş o kadar sorumsuzdu ki, şu kadarını söyleyebilirim: Ehliyeti olmadığı halde ehliyetsiz araba kullanıp, para cezasını ödeyip tekrar araba kullanan bir insandı. Kendi malını, canını düşünmeden, işçinin canını da düşünmüyordu. İhmal en başta ondaydı ama devletimiz de bazı kurumlar buna göz yumdu. Oraya gelip zabıtaların çaylarını içip, parfümlerini alıp gittikleri ispatlıdır, delillidir. Ama hala görevleri başında devam ediyorlar.

Bunu nasıl görmezden gelebiliyorlar, neden yargılanmıyorlar? Biz hastanedeyken ve evdeyken bakanlar, vekiller, başkanlar hepsi ziyaretimize geldi, 'yanınızdayız' dediler. Şimdi neredeler, neden görmezden geliyorlar? Bu kadar mıydı? Bu işe bilip de susan, göz yuman kim varsa Allah'a havale ediyorum. Eşim ciğerlerinin içine kadar kimyasaldan yanmıştı, doktor o şekilde olduğunu söyledi. Rabbim onların da yüreklerini en sevdiklerinden yaksın, Hakkımı da helal etmiyorum, adaletin yerini bulmasını istiyorum. Yanımızda olan her kişiye de çok teşekkür ediyorum. Hepinizden Allah razı olsun."

Editör notu

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin ikinci nöbetinin detayları, hafta boyunca sürecek, akşam veya gece saatlerinde sitemizde yayına girecektir.

İLGİLİ HABER

Çürüdüğünü gördüm. Nasıl helalleşelim dersin

https://www.gebzeemek.com/haber/emek/curudugunu-gordum-nasil-helalleselim-dersin/3994.html

Seride yarın

Nöbet eyleminin yeni destekçileri..

İstanbul Barosu, Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Şube, Velider Kocaeli – 2 No’lu Şube…

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 22 Haziran 2026 18:59
BENZER HABERLER
X