İSTEYEREK GİDİP SONRA PİŞMAN OLUYORLAR MESEM’i atıl depo gibi gören öğretmenler var
Eğitim-İş Sendikası Kocaeli 1 No’lu Şube Örgütlenme Sekreteri Sonay Aslan, MESEM’e öğrencinin isteyerek gittiğini, sonradan pişman olduğunu söyledi. MESEM tercihinde beş gerekçeyi sıralayıp, “MESEM’i atıl depo gibi gören öğretmenler var” diyerek özeleştiri yaptı
Haber serisi
Çocuk Hakları Bağlamında MESEM ve Meslek Eğitimi Aldatmacası – 3
Veli-Der Kocaeli Şubesi’nin önceki pazar günü Gebze İşçi Dayanışma Evi’nde gerçekleşen ve MESEM’i tüm bileşenleri ile tartıştığı söyleşiye sahadan bir tespit de, Eğitim-İş Sendikası Kocaeli 1 No’lu Şube Örgütlenme Sekreteri Sonay Aslan’dan geldi
Kendisinden önceki hatip, Öğrenci Sendikası’nın da aktivistleri arasında yer alan Türkiye İşçi Partili Deniz Çayan Yılmaz‘ın “Hiçbir MESEM öğrencisi, isteyerek gitmiyor” tespitine karşı aksine, isteyerek gittiklerini ancak sonradan pişman olduklarını söyledi.
Yılmaz, maddi sıkıntıların sebep olduğunu söylemişti. Aslan, aynı tespite paralel, MESEM tercihinde beş gerekçeyi sıralayıp, yoksulluk ve okulların işlevsizliğini öne çekti
“Ben Eğitim İş Örgütlenme Sekreteri Sonay Aslan. Tüm konukları selamlıyorum. Tüm konuşmacılara teşekkür ediyorum, , gerçekten güzel katkılar sundunuz, açıklamalar yaptınız. MESEM’e çok kafa yoran bir öğretmenim. Hatta kafayı takmış, bir öğretmen olduğumu söylemek istiyorum çünkü ben meslek lisesinde çalışıyorum ve öğrencilerimizi MESEM’e, maalesef vermek durumunda kalıyoruz” diyerek söze giren Aslan ayrıca şunları kaydetti:
“Zaman zaman bazı öğrencilerim öğrencilerimle birebir konuşup ikna etmeye çalışıyorum. “Gitme. Kal, devam et” diyerek onu kazanmaya çalışıyorum, son yıllarda gerçekten çok fazla öğrenci kaybettik. Hocam da zaten bundan bahsetti. Şimdi yaşanmış örnekler üzerinden gideceğim.
Yine bir ikna çalışması sırasında 10’ncu sınıfta okuyan bir kız öğrencim, “Hocam, MESEM’e geçeceğim” dedi. Ben de nedenini sorup beş gerekçe göstermesini istedim. Üzerinde durulması gerektiğini savunduğum, her biri ayrı başlıkta beş gerekçe sıraladı.
Birincisi, “Okulu başaramıyorum, derslerimi geçemiyorum” dedi. Akademik başarısızlığa uğramış.
İkincisi, “Öğretmenlerim geçemeyeceğimi söylüyorlar, öğretmenlerim de istiyor gitmemi” dedi. Yani aslında biz bazı öğretmenler de maalesef MESEM’i sistemin atıl deposu olarak görüyoruz: “Bu okumaz, MESEM’e gitsin” diyerek çocukları okuldan itiyoruz. Atıl, dezavantajlı çocukları MESEM’e göndermeye çalışan öğretmenlerimiz, sistemimiz var daha doğrusu.
Üçüncüsü, “Okulda her şeyime karışılıyor, disipline gidiyorum sürekli, makyajıma karışılıyor, saçıma karışılıyor. Bu yüzden de öğretmenlerimle sorun yaşıyorum” dedi.
Dördüncüsü, “Okulda bir şey öğrenemiyorum” dedi. Burası çok acı bence: “Okul bana bir şey vermiyor.
Beşincisi, “ Para kazanıyorum, para kazanacağım” dedi. En önemli neden. “Hangi para?” dedim. “6 bin 600 lira hocam” dedi. “6 bin 600 lira senin için önemli bir para mı?" dedim. “Önemli" dedi.
6 bin 600 lira kimin için önemli olur diye düşündüm. Bugün bazı insanların bir yemek parası değil ama bu çocuk bir ay buna elde etmek için çalışmak istiyor.
Öğrencilerin MESEM’e gitme nedenlerine baktığımızda iki başlık dikkatimi çekiyor. Yoksulluk ve okulların işlevsizliği.
Çocuklar okulda boşu boşuna durduklarını düşünüyorlar. Meslek liseleri, MESEM’e bir alternatif olabilir mi? Meslek liseleri de MESEM’e öğrenci kaybettirmeye başladı. Aslına bakılırsa, örgün eğitimin altının oyulduğunu söyleyebiliriz. Devlet örgün eğitimi istemiyor zaten. Lise diploması eskiden, ustalık ve çıraklık üzerineydi. Okulda matematik, fizik, kimya, biyoloji, bütün o zor derslere girmenize gerek yok. Gidiyorsunuz MESEM’e, hem iş öğreniyor hem para kazanıyorsunuz. Çocuklara böyle söyleniyor.
Genç arkadaşımız, “Hiç kimse isteyerek gitmiyor” dedi. Hayır, hepsi isteyerek gidiyorlar ama gidince pişman oluyorlar.
Şimdi kamusal eğitim için Eğitim-İş olarak biz, Eğitim-Sen ve diğer sendikalar da bağırıp çağırıyoruz. Asıl mesele, bu ülkede kamusal eğitimin olmayışıdır.
“Kamusal eğitim nedir?” dediğimizde vatandaş bana, “Hocam kamusal eğitim var işte. Bak, devlet okulu var, özel okulu var, isteyen özel okula gönderiyor, isteyen devlet okuluna” diyor. Kusura bakmayın, kamusal eğitim varsa özel okul yoktur. Biz orada kamusal eğitimden bahsedemeyiz. Özel okulların derhal kapatılması gerekir. Eğitim ve sağlık, tamamıyla devletin, kamunun işidir.
Bazı şeyleri yerine koymadığımız zaman, olmuyor.
Kamusal eğitim ülkenin bütün çocuklarına ve gençlerine ulaşabilen, bütün halkın çocuklarını kucaklayabilen, -varlık yokluk önemli değil-, bütünü kapsayıcı bir ilkeyle çocuğun bütün ihtiyaçlarını giderebilen eğitimdir.
Gerekirse yeme içme, gerekirse barınma, gerekirse onu toplumda bulamıyorsa ahlak ve onur ihtiyacını karşılamaktır. Kamusal eğitim, tam da bunları karşılamak için olması gereken bir ilkedir.
Biz burayı tamamlayamadığımız için, kamusal eğitim olmadığı için sistem boşluklar veriyor. Ben örgütlenme sekreteri olduğum için MESEM’deki arkadaşlarımı ziyaret ettim.
MESEM’e karşı genel başkanımız her gün konuşuyor. MESEM’deki öğretmenler, “Biz genel başkanınıza çok kırgınız, bizi çok kötülüyor” dedi.
Kendilerine, “Hayır, siz kötü değilsiniz, sizler emekçi arkadaşlarımızsınız. Siz bu işin mutfağında insanlar olarak MESEM’i destekliyor, onaylıyor musunuz?” diye sordum.
Bana, “MESEM sistemdeki, eğitimdeki hangi boşluğu dolduruyor? Biz olmasak bu 500-600 bin çocuk ne olacak? Tarikatların, cemaatlerin eline kayacak” dediler.
Elbette MESEM’lileri konuşacağız ama ondan önce, eğitim dışındaki 1 milyon çocuğun nerede olduğunu konuşmalıyız. Onlar MESEM’de bile değil. Biz MESEM’dekilerin en azından yerlerini biliyoruz.
Bana bu argümanla geldiler, “O çocukların yerini biliyor musunuz?” Kayıtlı, kuyutlu değiller. Biz en azından sistemde bir tampon görevi görüyoruz. En azından bu çocukların kaydı var, işyerleri belli” dediler.
Yani, denize düşen yılana sarılmış. Yani en azından kayıtlı, kuyudu var, en azından sokakta değil diye kendi öğretmenlerimiz bile bu konuyu savundu.
Mesleki eğitim kesinlikle olması gereken bir şeydir. Mesleki eğitimi meslek okulları adı altında devlet verir. Avrupa'da bunun örnekleri var. Devletin kendi imkânlarıyla, 64 milyar TL dediniz Nurcan Hanım, bu parayla neler yapılmaz? İşletmeni, atölyeni kurarsın, ARGE’ni kurarsın. Demek ki mesele kamusal eğitimin olmaması, dinci ve piyasacı bir ortama çocukların bırakılmak istenmesidir.”
Seride dün
Mücadeleye hazırlar. Nasıl yapacaklarını bilmiyorlar
https://www.gebzeemek.com/haber/egitim/mucadeleye-hazirlar-nasil-yapacaklarini-bilmiyorlar/3966.html
Seride 22 Haziran Pazartesi
Sosyoloji Mezunları Derneği - SOMDER Başkanı Özgür Aktükün
MESEM mücadelesi gerçekten çok boyutlu bir mücadele. Ama ben tırnak içinde bir “çocuk koruma uzmanı” olarak şunu söyleyebilirim, bir çocuğu korumanın tek yolu onu güçlendirmektir