ALAETTİN KURT’TA “28 ŞUBAT” HUKUKU 2024’te “kıyafete” takan 2026’da Atatürk’e taktı!
Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay, Gebze’den Karamürsel’e “tayin edilen” üyeleri Tamer Çağlar için geldiği lisenin önünde, aynı lisede iki sene önceki bir “28 Şubat” pratiğini anımsattı. Aynı zihniyetin iki yıl aradan sonra bu sefer Cumhuriyet ve Atatürk’e “taktığını” ima etti
Gebze Alaettin Kurt Anadolu Lisesi’nde tarih öğretmeni Tamer Çağlar’ın Karamürsel’e tayininin ardından Çağlar’ın üyesi olduğu Eğitim-İş Sendikası tepkiyi en üst düzeyden, sert şekilde gösterdi. Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay dün lisenin önünde gerçekleşen basın açıklamasında aynı lisede 2024 yılının haziran ayında yaşanan, öğrencilerin kıyafetlerine yönelik olan ve adeta bir “28 Şubat” süreci diktatörlüğünün uygulamasını andıran vakayı hatırlattı:
“Bugün burada, Eğitim-İş olarak bir zorunluluğun altını çizmek için konuşuyoruz.
Gebze Alaattin Kurt Anadolu Lisesi’nde yaşananlar artık bir idari süreç değil; planlı bir hedef alma, sindirme ve Cumhuriyet öğretmenine yönelik bir kumpas mekanizmasıdır.
Mezuniyet Skandalının Faili, Bugün Sürgünün Mimarıdır!
Hafızalarımızı tazeleyelim:
Bu okulun müdürü; geçtiğimiz yıl (2024 yılının haziran ayında) kız öğrencileri *“elbiseleri uygun değil” diyerek mezuniyet törenine almayan, kapıları çocukların ve ailelerin yüzüne kapatan o ayrımcı ve dayatmacı zihniyetin temsilcisidir.
O gün çocukların kıyafetine bakıp “uygunsuz” diyenler; bugün Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün resmini, öğretmenin kendi sınıfında yürüttüğü eğitim faaliyetlerini, hazırladığı panoları ve mesleki tasarruflarını muğlak gerekçelerle “pedagojik olmayan içerik” sayarak suç üretmeye çalışmaktadır.
* Soruyoruz: Türkiye’nin konuştuğu o skandaldan sonra bu şahıs nasıl hâlâ o koltukta oturabilmektedir?
Öğretmenlere mobbing uyguladığı, ders programlarını keyfi biçimde değiştirdiği ve notlara müdahale ettiği yönünde şikâyetler bulunan bir müdür, kimler tarafından korunmaktadır?
Üyemiz Tarih Öğretmeni Tamer Çağlar’ın sınıfında hazırladığı Atatürk Köşesi; resmi raporlarda açıkça bu şekilde ifade edilmese de, hepimizin bildiği üzere hedef alınmış ve suç unsuru haline getirilmek istenmiştir.
Buradan soruyoruz:
Cumhuriyetin okulunda, Atatürk’ün görsellerini kaldırmaya nasıl cüret ediyorsunuz?
Atatürk’ün fotoğrafının altında oturduğunuz, Cumhuriyete ve Atatürk’e borçlu olduğunuz makamdan kalkıp o fotoğrafları hedef alıyorsunuz!
Bu bir idari işlem değildir.
Bu bir zihniyet meselesidir.”
Basın açıklamasına CHP Kocaeli İl Başkan Yardımcısı Fahrettin Ekinci, Gebze İlçe Başkanı Gökhan Orhan, Eğitim-Sen Kocaeli 2 Nolu Şube Başkanı Sinan Kaya, Eğitim-İş Sendikası Kocaeli 2Nolu Şube Başkanı Adem Eliçora, ADD Gebze Şube Başkanı Nilgün Aydın, ÇYDD Gebze Şube Başkanı Nurcan Çınar, TMMOB Makine Mühendisleri Odası Kocaeli Şubesi Gebze İlçe Temsilciliği Yürütme Kurulu Başkanı Tanfer Yeşiltepe ile Eğitim-İş’in Kocaeli (1 Nolu), Sakarya, Bursa, İstanbul (2, 3 ve 6 Nolu) Şubelerinden başkan, yönetici ve üyeler katıldı. Kadem Özbay açıklamasında ayrıca şu görüşlere yer verdi:
“Cumhuriyetçi bir tarih öğretmeninin sınıfına astığı Atatürk görsellerinden rahatsız olan, öğretmenin sorumluluğundaki sınıfa keyfi biçimde müdahale eden; buna karşılık TÜGVA ve benzeri yapıların faaliyetlerine gelince hiçbir sınır tanımayan bir anlayışın eğitim ortamlarında yeri yoktur.
Öğretmenin bilgisi ve onayı dışında sınıfa girilmekte, farklı içerikler dayatılmaktadır.
TÜGVA ve İHH gibi yapılar okulda adeta cirit atmakta, duyurular sınıf kapılarına öğretmene sorulmadan ve öğretmenle paylaşılmadan asılmaktadır.
Daha da vahimi;
Ders saatinde öğrenciler sınıftan alınabilmekte, okul içinde oluşturulan ve ayakkabısız girilen odalarda farklı içerikli sohbetlere yönlendirilmektedir.
Soruyoruz:
* Okul mu burası, yoksa belli yapıların faaliyet alanı mı?
* Bu okul müdürü kendisini okulun sahibi olarak mı görmektedir?
* Bu yapılar istedikleri zaman okula girip faaliyet yürütebilir mi?
* Dersin sabote edilmesi, öğrencinin dersten alınması normal midir?
Hayır, normal değildir!
Öğretmen buna itiraz ettiğinde ise cezalandırılan taraf olmaktadır.
Üyemize; uyarı, kınama ve aylıktan kesme dahil 6 ayrı idari ceza, adeta paket halinde, jet hızıyla ve her başlıktan soruşturma üretilerek bir cezalandırma operasyonu haline getirilmiştir. Bu durum, soruşturmanın amacını ve taraflılığını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu soruşturmalarda yer alan muğlak ifadelerle ilgili somut hiçbir açıklama yapılmamakta, öğretmene isnat edilen iddialara dair açık belgeler ortaya konulmamakta ve en temel hak olan savunma hakkı fiilen engellenmektedir.
Yetmemiştir.
Üyemiz 85 kilometre uzağa sürgün edilmiştir.
Bu bir “tedbir” değildir!
Bu, öğretmeni okulundan ve öğrencilerinden koparmaktır.
Bu, her gün saatlerce yol gitmeye mahkûm ederek bir öğretmeni yıldırma operasyonudur.
Varsayalım ki “kurum huzurunu bozuyor” gibi muğlak iddialarınızın doğru olduğu kabul edildi.
Bunun karşılığı 85 kilometre uzağa göndermek midir?
Bu anlayış Edirne’de olsaydı, öğretmeni Yunanistan’a mı sürecektiniz?
Bu karar; mezuniyet gecesinde çocukları kapıda bırakan o despot anlayışın, dik duran Eğitim-İş sendikasının bir üyesi üzerinden kendince intikam alma girişimidir.
Ama bilinmelidir:
Biz korkmayız.
Susmayız.
Boyun eğmeyiz.
Tarihle yargılanacak olan sizsiniz.
Hak, eninde sonunda haksızlığa üstün gelecektir.
Biz hukukun ve adaletin yanında dururken, siz bunun karşısında kalacaksınız.
Okula gelen malum sendika yöneticilerine sendikal sorumluluklarını hatırlatan, öğretmenler odasına davet eden üyemiz, kalabalık bir grubun hedefi haline getirilmiştir. Öğretmenler odasına giremeyen bir sendikaya ne denir?
Eğitim emekçileri yoksulluk ve haksızlıklarla mücadele ederken, kendi koltuklarını ve ayrıcalıklarını koruma derdinde olan bu yapılara “sarı sendika” denir.
Okul dışında yaşanan tartışmada, provoke edilen öğretmenimizin tepkisi “saldırganlık” olarak servis edilmiştir.
Gerçek şudur:
Bir öğretmen, idare ve yandaş sendika eliyle kumpasa getirilmeye çalışılmıştır.
Eğitim-İş olarak açıkça söylüyoruz:
Kız çocuklarının kıyafetiyle uğraşan,
onları kapıda bırakan,
sınıfın duvarındaki Atatürk resmini kaldırtmaya cüret eden,
öğretmenleri ders programlarıyla baskı altına alan,
notlarına müdahale eden,
öğretmenlerine kumpas kurabilen ve hakkında çok sayıda şikayet bulunan bu yönetim anlayışının;
laik Cumhuriyetin okullarında yeri yoktur!
Milli Eğitim Bakanlığı’nı göreve çağırıyoruz:
Bu hukuksuz sürgün kararı derhal iptal edilmelidir!
Bu liyakatsiz anlayış o makamdan alınmalıdır!
Öğretmeni susturamazsınız!
Cumhuriyeti, Atatürk’ü ve Cumhuriyetçi öğretmenleri tasfiye edemezsiniz!
Bu ülkenin çocuklarını keyfi kararlarınıza ve dayatmalarınıza teslim etmeyeceğiz!
Boyun eğmeyeceğiz!
İLGİLİ HABER
*Elbiseleri uygun değil
https://www.gebzeemek.com/haber/egitim/ogrenciler-olurken-yonetmelik-denmemisti/1131.html