DARISI EĞİTİM CAMİASININ BAŞINA Avukat Çiftçi’yi darp eden İbrahim Kum tutuklandı
Çayırova’nın Akse Mahallesi’nde haciz için gittiği evde Avukat Ömer Çiftçi’yi çok ağır darp eden İbrahim Kum önce adli kontrolle serbest kaldı. Ardından tutuklandı. Darıca Mehmet Akif Ortaokulu’ndaki son eğitime şiddet vakasının sanıkları ise, hala serbest
Haber Analiz
“Peki, adalet tek bir cümle ile tanımlansa nasıl tanımlanabilir.
Tarih boyunca pek çok düşünür bu tanımı yapmaya çalışmıştır. Hatta böyle bir girişimin boşuna olduğu bile söylenmiştir. Daha önceki bölümlerde ele aldığımız Doğu’dan ve Batı’dan pek çok düşünürün adalete nasıl tanım getirmeye çalıştığını görmüştük. Bunlardan en dikkat çekeni Sokrat’a ait şu rivayettir:
Sokrat bir şölen münasebetiyle dostlarını topladı ve şu soruyu ortaya atarak onlarla konuşmaya başladı; Adalet nedir? Adalet için dört tarif yapılmıştı…
…Ve şunu söyledi; Adalet, ‘karşılıklı çatışma’ korkusunun ortaya koyduğu kanunlardır. İnsanlar şöyle düşünmüşlerdir: ‘Zulme göğüs germek, onu işlemekten daha kötüdür.’ Bundan dolayı insanlar birbirlerine zulmederek, düşmanlıklara göğüs gererek zulmü ve adaleti öğrenmişler ve zulmetmemenin ve zulme uğramamanın daha iyi olduğunu anlamışlardır. Böylece de kanunlar ve anlaşmalar doğmuştur. Dolayısıyla kanunları meşru ve adaletli saymışlardır. İşte adaletin aslı ve özü budur.”
Recep İhsan ELİAÇIK
Yazar ve düşünür
Adalet Devleti
Ortak iyinin iktidarı
**
Gebze’nin adı;
2007 yılında Darıca Süreyya Yalçın İlkokulu’nda öğretmen Hüseyin Cebe’nin meslektaşı tarafından öldürülmesiyle Türkiye’ye…
2008 yılında İtalyan sanatçı ve aktivist Pippa Bacca’nın “Barış Gelini” adıyla dünya barışı için düzenlenen yürüyüşte Gebze’de öldürülmesiyle dünyaya…
2019 yılında şimdi aynı liseye adı verilen Müdür Yardımcısı Necmeddin Kuyucu’nun görev yaptığı Atatürk Anadolu Lisesi’nde öğrencisi tarafından öldürülmesiyle yine Türkiye’ye…
2021 yılında İstanbul Barosu’na kayıtlı Avukat Ersin Aslan’ın haciz işlemi için Gebze’deki evine gittiği Yavuz Yazıcı tarafından öldürülmesiyle bir kez daha Türkiye’ye…
Çok ama çok kötü hadiseler ve olumsuz hallerle yansıdı.
Bir yenisinin direğinden henüz yeni dönüldü. 27 Ağustos 2025’te sahte adresle oğlunu kayıt ettirmek isteyen veli Hamdi Kızılyel, ne acı bir örnektir ki Avukat kardeşi İstanbul Barosu’na kayıtlı Anıl Kızılyel ile birlikte Mehmet Akif Ortaokulu Müdürü Ümit Biber ve iki müdür yardımcısına bıçakla saldırdı. Üç öğretmenimiz de ölümden döndü.
Aynı tarihlerde bir diğeri ise hukuk camiasında yaşandı. Çayırova’nın Akse Mahallesi’nde Kocaeli Barosu’na kayıtlı Avukat Ömer Çiftçi, haciz için gittiği evde çok sayıda suçtan sabıkalı olduğu öne sürülen İbrahim Kum’un çok ağır şiddetine maruz kaldı.
Gebze Emek haber sitesi olarak vakayı duyduktan Avukat Çiftçi’ye, Eskiçarşı’daki bürosunda konuk olduk. Görüştüğümüz gün itibari ile saldırgan İbrahim Kum adli kontrol ile serbest geziyordu. Çiftçi o esnada İbrahim Kum’un tehdit telefonlarını dinletti. Kum’un adli kontrolle serbest bırakılması sonrası can güvenliğinden endişe eden Çiftçi’nin davadan çekilmesinin ardından kaba tabir ve sokak ağzıyla, “Akıllıca davrandığı”nı söylediği aramasını da.
Bu saldırının sonucu Gebze kamuoyuna ilk bu haberle yansımış oluyor. Halbuki Kocaeli Barosu bu tarz durumlarda daha hassas bilinir, Gebze Adliyesi önündeki açıklamalar ile saldırıyı protesto ederdi. Gayri ihtiyari Çiftçi’ye de Baro’nun uğradığı saldırı sonrası tutumunu sorduk. Gerek saldırı sonrası hastane sürecinde, gerekse yargı sürecinde gereken desteği gördüğünü söyledi.
Avukat Ömer Çiftçi ile 13 Eylül Cumartesi günü görüştük. İbrahim Kum o süreçte hala adli kontrol ile serbestti. Aleyhinde açılan kamu davası sürüyordu. Bu haberin o süreçte yayına girmesi, İbrahim Kum’u firari hale getirebilirdi. Avukat Çiftçi mahkemeye darp raporunu, vücudundaki izlerin fotoğraflarını ve İbrahim Kum’un şantaj tehdit içerikli konuşmalarını da sundu ve İbrahim Kum tutuklandı.
Bu haberin fotoğrafı arama motorundan, mizansen de olsa şiddet içerikli bir fotoğraf olacaktı…
Avukat Çiftçi’nin vakaya dair açıklaması başka çağrışımları; İhsan Eliaçık’ın “Adalet Devleti” isimli kitabını çağrıştırdı.
Mehmet Akif Ortaokulu’na saldıran veli ile kardeşi polis merkezinde, anlatılana göre yarım saatten kısa süren ifadeleri sonrası serbest bırakıldı. Eğitimciler bu karara tepkiyi, “Biz bile saldırı sonrası kamera kayıtları üzerinden saatlerce ifade verdik” diye gösterdi.
Avukat Ömer Çiftçi şahsında hukukun savunma ayağına yapılan saldırıda, saldırganın yaptığı bu sefer yanına kar kalmadı. Darısı, eğitim camiasının başına…
Avukat Ömer Çiftçi, Gebze Emek’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Saldırgan İbrahim Kum, müvekkilimin kiracısı ve borçlusudur. Saldırgan, anlattığı kadarıyla sabıka kaydı kabarık ve şiddete eğilimli birisidir. Altı aydır kiralarını ödememektedir, bu nedenle mahkeme tarafından tahliye kararı da almış bulunmaktayız. Tahliye ve haciz işlemlerinin cebri icra ile uygulanması saldırgan ve ailesi üzerinde travma yaratabilir düşüncesiyle, ‘Önce insani duyguları önde tutma ve empati kurma prensibim gereği’ barışçıl şekilde konuşarak, borçlarını ödemelerini ve evi kendilerinin tahliye etmesini sağlamaya çalıştım.
Kendisine de her zaman, ‘Benim amacım canınızı yakmak değil, fakat benim bir görevim var. Hukuken cebri icra yolunu kullanmak siz ve aileniz için yıpratıcı olabilir. Ben bu yolu kullanmadan siz ödemelerinizi yapın, evi kendiniz tahliye edin’ dedim.
Buna cevaben, ‘Zaten bir ay sonra çıkacağım’ demişti. Aradan 1 ay geçmesine rağmen çıkmadı. Biz de kendisine yine süre verdik. Yine sözünü tutmadı. En son iki ay olacağını, daha fazla süre veremeyeceğimi, bir hafta daha süre verebileceğimizi söyledim.
Bu süreçte bir yandan da kiralarını da hiç ödememeye devam ederek müvekkili mağdur etmeyi sürdürüyordu. Kendisi de sözler vererek Eylül'den önce çıkacağını söyleyerek kira borçlarında indirim istedi. Ben de kendisine 1 Eylül'den önce çıkarsa istediği şekilde bir indirim yapacağımızı söyledim ve anlaştık.
Ertesi hafta pazartesi ödeme günü geldi fakat yine ödemedi, bana telefon açarak bu hafta (eylülden önceki son hafta) taşınacağını fakat taşınma masrafları nedeniyle bu hafta taahhüt ettiği 20 bin TL'yi ödeyemeyeceğini, haftaya ödeme yapmaya başlayacağını, söyledi. Bunu da anlayışla karşılayarak kabul ettim. Evden taşındığında bana haber vereceğini söyledi.
Söz verdiği hafta herhangi bir dönüş yapmadı, telefonumu ise açmadı.
Ben de bunun üzerine tahliyeyi konuşmak ve ödeme almak üzere haciz işlemleri için 2 Eylül'de konuta gittim. Birtakım tartışmalar oldu. Evden çıkamayacağını söyledi, parayı da ödeyeceğini söyledi. Birçok kez aynı şeyleri söylediği için eve girip haciz işlemini gerçekleştirecektim. Eve gireceğimizi anladığı için üzerime yürüdü ve çok ağır fiziksel saldırıda bulundu. Detayları anlatmak istemiyorum. Aniden saldırması nedeniyle herhangi bir önlem alma fırsatım da olmadı.
Olay sonrası şahıs tutukluluk istemiyle sevk edildiyse de adli kontrolle serbest bırakıldı. Haftada bir imza atarak serbestçe gezmeye başladı. Olaydan sonra da eve tekrar gelmemem gerektiğine dair birçok tehditleri vardır. Adli kontrol kararından aldığı cesaretle herhangi bir pişmanlık duymadan, herhangi bir kira vermeden, mahkeme kararına direnerek devlete meydan okudu.
Üzülerek söylüyorum ki avukat olarak ise can güvenliğim noktasında tüm başvurularıma rağmen hiçbir tedbir alamadım.
Belirtmek isterim ki bana karşı işlenen suç TCK'da yer alan, ‘Göreve karşı direnme’ suçunun ikinci fıkrasına girmekte olup bu fıkra sadece avukatları değil, hâkim, savcı, adliye memuru gibi tüm yargı mensuplarını kapsamaktadır.
Yaşadığım olay ve saldırganın adli kontrol alması, pervasızca tehditler savurmaya devam etmesi, sadece beni değil avukat, hâkim, savcı ve adliye çalışanları dahil, kanunların gerçek hayata doğru şekilde uygulanmasını sağlayan herkesi ilgilendirmektedir.
Özellikle Ceza İnfaz Kanunu başta olmak üzere TCK'da yer alan hükümler suç işlemeye meyilli şahıslar tarafından adeta teşvik edici ve ödüllendiricidir. Bu nedenle şiddet sarmalı git gide artmakta, mağdurlar daha mağdur, failler ise daha mağrur olmaktadır.
Hukukun varlık sebebi adaletin tesisi ve kamu düzeninin korunmasıdır. Ülkede adaletin tesisine yönelik sadece ceza değil, tüm hukuk alanlarında çok büyük eksiklikler, aksaklıklar vardır. Söz gelimi kurusıkıdan çevrilen vahim nitelikte bir silah bulunduğunda ceza en az 5 yıl iken, yargı mensubunu görevi nedeniyle darp etmenin hapis cezası 2-4 yıl arasıdır. Hukuk sistemimizde verilen hapis cezasının çok büyük bir yüzdesi ise, mahkûmun cezaevinden salıverilerek, dışarıda normal hayatını sürdürerek geçirmesiyle infaz edilmektedir. Bu nedenle 2-4 yıl arası verilecek cezanın ‘yatarı’ çok az veya yok denecek kadar az olacaktır.
Ülkede sade bir vatandaşın mağduru olduğu bir suçta, failin ceza alması için olay tarihinden itibaren en az 5-6 yıl geçmesi gerekmektedir. Cezanın infazı kesinleşmeyle başladığından, suç eylemini gerçekleştiren kişi soruşturma, kovuşturma, istinaf, temyiz gibi süreçler sonrası kesinleşecek kararı beklemekte, fail tabiri caizse suç işlemek ve mağdura baskı yapmak için önünde uzun yıllar kazanmakta, bu durum da adalete ve devlet kurumuna inancı sarsmaktadır. Uzun süren yargılamalar, adaletsiz bir sistem yaratmaktadır.
Yargılamanın gereğinden fazla uzaması durumu sadece ceza değil ülkedeki tüm hukuk alanlarında vardır.
Kısaca, kanunların uygulanmasına katkıda buluna avukat, hakim, savcı gibi yargı mensuplarına yönelik saldırılar ve verilen can/mal güvenliğine ilişkin yetersiz güvenceler, hak sahiplerini ve mağdurları hukuk çizgisi içerisinde haklarını alacaklarına ve adaletin geleceğine ilişkin karamsarlığa itmektedir.
Mevcut hukuk sistemi ve işleyişinde vatandaşlar dertlerini tıkanmış, yetersiz kanun ve icracılarıyla çözemediğinden, adaleti kendileri, hukuk dışı yollarla çözmeye çalışmaya itilmektedir. Bu konu devlet bekası için büyük tehlikedir. Bunun bertarafı için acilen hukuki reform yapılması şarttır.”