Bu pervasızlığa baskı yapmazsak cezasız kalacaklar
20 Mayıs 2026 11:52

RAVİVE FACİASINDA İKİNCİ OTURUM BAŞLADI Bu pervasızlığa baskı yapmazsak cezasız kalacaklar

Dilovası’ndaki Ravive Kozmetik faciasında ikinci duruşma, bugün sabah 10.00’dan sonra başladı. Gebze yerine Kandıra’da görülen davada duruşmaya katılım çağrısı DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar tarafından, “Aksi halde cezasız kalacaklar” diye yapıldı

Aktan Uslu Tüm haberleri

08 Kasım 2025 günü Dilovası’nda yaşanan, üçü çocuk yaşlarda altısı kadın olmak üzere yedi emekçinin hayatını kaybettiği Ravive Kozmetik faciasında ikinci duruma, bugün (20 Mayıs Çarşamba) sabah saatleri itibariyle başladı.

Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar, DİSK Nakliyat-İş Sendikası Genel Sekreteri ve Gebze Şube Başkanı Erdal Kopal, Petrol-İş Sendikası Gebze Şube Başkanı Şivan Kırmızıçiçek, Birleşik Metal-İş Sendikası Gebze Şube Başkanı Selçuk Çifçi ile beraberindeki işyeri temsilcileri, İSİG Kocaeli Meclisi üyelerinin de katıldığı duruşma öncesi yapılan açıklamalarda kazada can veren emekçilerin aile bireyleri adalet talebini tekrarladı. Sendikacılar tarafından yapılan açıklamalarda da davanın sonuna kadar takipçisi olunacağı vurgulandı. 

Duruşma öncesi Kandıra Cezaevi Kampüsü önünde açıklama yapan Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan ise, “Saray düzeninin yaratmış olduğu mezbaha düzeni nedeniyle Dilovası'nda yaşanan iş cinayetinde yakınlarını kaybeden aileler burada. İşçiler burada. Bu cinayeti işleyenlere karşı Demokrasi güçleriyle birlikte tutum sergilemek için bir aradayız” dedi. Ravive Kozmetik’teki iş cinayetinde yakınını kaybeden bir kadının konuşmasına dikkat çeken Aslan, “20-30 bin liraya çalıştırılan işçiler hayattan koparılırken bu ülkede kaynaklar sermayeye aktarılıyor” dedi. Ravive Kozmetik’te yaşanan iş cinayetinin Saray düzeninin örgütlediği mezbaha düzeninin bir sonucu olarak yaşandığını vurgulayan Aslan, “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan bu iş cinayeti yaşandığında ‘Bu iş cinayetinin takipçisi olacağım’ demişti. Bugün geldiğimiz noktada pratiğin öyle olmadığı açık. Tüm sorumluların yargılanması için tek bir adım atmayan Bakan Işıkhan bir kez daha 7 işçiyi katleden patronun yanında olduğunu göstermiştir. Yeri geldiğinde işçilerden yana olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu iş cinayetlerinde sermayenin yanında tutum almaktadır. Bu mezbaha düzenine, emeğinin değersizleştirilmesine karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Yaşanan iş cinayetlerinin sorumluları ceza alana kadar davaların takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.

DGD-Sen Genel Başkanı Neslihan Acar, Dilovası'ndaki katliam bütün kamunun ortasında, denetleme görevi olanların, bu işletmeleri kapatma görevleri sorumluluğu olanlarının gözü önünde örgütlenerek yaşandığını belirtip şunları kaydetti:

Katliam sonrası da aynı hukuksuzluk, aynı cezasızlık, aynı vurdumduymazlık devam ediyor. Geçen duruşma öncesi de biz itiraz etmiştik. Hem ailelerin hem duruşmayı takip etmek isteyenlerin Kandıra Cezaevi Kampüsü'ne gelmesi olanaklar ve koşullar dolayısıyla zor demiştik. Gebze Adliyesi'nde ya da başka bir biçimde Gebze'de bu mesele çözülebilirken bütün iş cinayeti davalarında gördüğümüz muamelenin aynısı burada da yaşanıyor. Yedi işçinin katliamı Israrla bir cezaevi kampüsüne hapsedilmeye çalışılıyor.

Yine bu katliam tesadüfi değil, bu rastlantısal değil. Dilovası'nda, memleketin dört bir köşesindeki iş cinayetlerinden gördüğümüz bu katliamlar bile isteye devlet eliyle, kamu eliyle, sermaye eliyle örgütleniyor.

800 lira günlük sigortasız çalışan, kayıt dışı çalışan milyonlarca işçi, kayıtlı çalışan milyonlarca fabrikadaki işçi bu cezasızlık, bu denetimsizlik yüzünden her an ölümle burun buruna. Dilovası katliamı sonrası yüzlerce işçi, iş cinayetinde alınabilir önlemler alınmadığı için hayatını kaybetti. O yüzden bu duruşmaların takip edilmesi, bu duruşmalara katılımın sağlanması, kamuoyu basıncı yaratılması çok önemli. Bizim de bütün kamuoyundan bir ricamız var; bugün duruşma görülmeye başlanacak. Cuma günü devam edecek. Uzatılıp uzatılmayacağı cuma günkü duruşmadan sonra belli olacak.

Bizler eğer bu mahkemeler üzerinde, eğer bu pervasızlık üzerinde basınç kuramazsak, bu katledilen yedi işçinin sesini her an taşıyamazsak bu mahkeme salonlarından çokça cezasızlık, büyük olasılıkla cezasızlık çıkacağını adımız gibi biliyoruz. Çünkü bunlar tekil değil örgütlü süreçler. Devlet sermaye eliyle örgütlenen süreçler. O yüzden de buranın sesini büyütmek, burayla dayanışmak gerekiyor.

Daha iki gün önce Gayrettepe davasının 14. duruşmasına girildi. 14 duruşmadır düzgün bir bilirkişi raporu hazırlayamayan, hazırlamak istemeyen bir vicdansızlıkla, sorumsuzlukla karşı karşıyayız. Bugün buraya gelen bütün sendikalara, partilere çok teşekkür ediyoruz.”

Aileler adına açıklama, Şengül Yılmaz’ın kız kardeşi Emine Bulut tarafından okundu:

“Adalet yerini bulana kadar susmayacağız. 8 Kasım 2024 tarihinde Dilovası'nda ruhsatsız, denetimsiz ve hiçbir iş güvenliği önlemi alınmadan çalıştırılan Ravive Kozmetik firmasında meydana gelen patlamada, iki çocuk, altı kadın olmak üzere toplam yedi kişi iş cinayetine kurban gitti.

Bugün de bu katliama ilişkin firma sahiplerinin, iş sağlığı güvenliği uzmanı ve fabrikanın imalat şeflerinin yargılandığı ikinci duruşması görülecek. İlk duruşmada asli sorumlular ne kadar itibarlı ve basiretli iş insanları olduklarıyla, yaptıkları iş, yaptıkları ihracatlarla övünmüş, katliamın sorumluluğunu üstlendiklerini gösteren ya da katliamdan dolayı üzüldüklerini gösteren bir tutum sergilememişlerdir. Aksine tüm sorumluluğu cezaevinde ölen Kurtuluş Oransal’a ve katliamda ölen Tuncay Yıldız'a yükleme gafletinde bulunmuşlardır. Katliamı görmezden gelen savunmaların ardından dinlenen müşteki ve tanıklar gerçekleri gün yüzüne çıkarmış; üç kuruşa güvencesiz çocuk ve kadın emeği üzerinden edindikleri itibarlarını yerle bir etmişlerdir.”

Nakliyat-İş Sendikası Genel Sekreteri Erdal Kopal üzüntülü ve öfkeli olduklarını belirtip, “Bu çığlıkları, bu isyanı, bu dayanılmaz acıları artık yaşamak istemiyoruz. Patronların doymak bilmez aşırı kâr hırsı yüzünden her gün istatistiklere göre katliam üstüne katliam yaşıyoruz. Her gün savaştan daha fazla insanın, insanı yaşamını yitirdiği, iş cinayeti sonucunda hayatını kaybettiği bir ülke haline gelmiş durumdayız.

Bu katliamlar yaşanmasın diye itiraz eden, alınmayan önlemlere karşı çıkan, işten kaçınma hakkını kullanan işçiler tazminatsız işten atılıyor. Devlet, kurumlar, Çalışma Bakanlığı yanı başındaki ruhsatsız, kayıt dışı çalışmaya göz yumuyor; yetmiyormuş gibi o işletmelerin açılışına ortak oluyor.

Bu nedenle karşılaştığımız zulümler, hukuksuzluklar ve adaletsizlikler sonucunda sadece şunu söylüyoruz. Bu haksız ve adaletsiz düzenden hesap sormaya, mücadeleye, devam etmek zorundayız çünkü bize ölümden başka bir şey reva görülmüyor. İşçilerin canı patronların kârından daha önemlidir, daha değerlidir” diye konuştu.

Petrol-İş Sendikası Gebze Şube Başkanı Şivan Kırmızıçiçek, Ravive Kozmetik faciasında birkaç patronun yargılanmasıyla meselenin üstünün örtülmesini ret ettiklerini belirtip şunları kaydetti: “Çünkü burada sistemin de sorgulanması gerekiyor. Bugün Türkiye'nin dört bir tarafında binlerce işçi kardeşimiz, binlerce çocuk, kadın işçi aynı koşullarda, ölümle burun buruna çalıştırılıyor. Sadece patronların kâr hırsı uğruna ölümle burun buruna getiriliyor bu işçi kardeşlerimiz.

Dolayısıyla biz gerçek sorumluların da hesap vermesini istiyoruz. Gerçek sorumluların sorgulanması, adalet önünde hesap verilmesi için Petrol-İş Sendikası olarak üzerimize düşen ne varsa sonuna kadar yapacağız. Ailelerimizle dayanışma içerisinde olacağız ve bu katliamın hesabının sorulması için ne gerekiyorsa hem dayanışmamızı hem de mücadelemizi göstereceğiz.”

Birleşik Metal-İş Sendikası Gebze 1 No’lu Şube Temsilciler Kurulu adına söz alan Naz Şakar şunları söyledi:

“Tüm samimiyetimle, lafın gelişi olarak değil şunu demek istiyorum: Bizler Dilovası'nda bu katliam gerçekleştiğinden beridir gerçekten iyi hissetmiyoruz. Evet, Türkiye'de birçok katliam gerçekleşiyor. Türkiye adeta sermaye tarafından işçiler için bir mezarlığa dönüştürülmüş durumda. Ama biz Dilovası katliamında şunu da gördük; gerçekten bizler bugün hâlâ bu katliamın davasını bile bu kadar uzağa kaçırarak şunu de demiş oluyorlar: ‘Sizin hayatınızın bizim nezdimizde hiçbir değeri yok’ diyorlar. Bugün adalet sağlamayarak hâlâ bunu söylemeye devam ediyorlar. Biz de hayatlarımızın ne kadar değerli olduğunu göstermek için buradayız, yanınızdayız.

Dilovası katliamı adeta bu ülkede işçilere ve özellikle emekçi kadınlara neyin vaat edildiğini gösteriyor bize. Sermaye, özellikle Mehmet Şimşek'in orta vadeli programıyla bizleri, özellikle emekçi kadınları ucuz, güvencesiz, sigortasız, kayıt dışı işlere, iş güvenliğinin olmadığı işlere mahkûm etmeye çalışıyor, sonucu da bu. Ve tam da bu bir devlet politikası olduğu için içeride bir tane bile devlet görevlisi, bir tane bile kamu görevlisi yargılanmıyor. Tam da bu bir devlet politikasına dönüştüğü için bu mahkeme Gebze'den kaçırılarak bizim zar zor gelebildiğimiz yerlere kaçırılıyor, buralarda görülüyor.

Ama şunu söylemek istiyoruz ki biz yalnızca bu mahkemede yargılananlar belirli bir ceza alana kadar değil; bu kayıt dışı çalışma düzeninin, bu iş cinayetleri düzeninin tüm sorumluları hak ettiğini bulana kadar mücadele edeceğiz. Tüm işçiler, tüm emekçi kadınlar sendikalı, sigortalı, güvenceli işlerde çalışana ve bu iş cinayetleri, bu kayıt dışı düzen bitene, bu düzeninin bütün sorumluları, bütün yürütücüleri yargılanana, cezalarını bizim elimizden bulana kadar mücadele edeceğiz. Biz bugün iyi değiliz ama iyi olacağız. Bugün bizim canımız yanıyor ama onların da canı yanacak. Sonuna kadar yanınızdayız.”

Basın açıklamasında hayatını kaybeden emekçilerin yakınları da söz aldı:

Hanım Gülek'in kızı Tuğba Gülekler

“Bugüne kadar, hukuki süreçte herhangi bir açıklamada bulunmamıştım. Annesizlikten kaynaklanan, 13 yaşında mağdur bir kız kardeşim var. Annemi son kez görme şansımız olmadı. O yüzden aklımızda hep bu sorular var. Acaba sabah kahvaltısını yapabildi mi annem? Üzerinde kalın giysileri, sıcak sıcak giysileri var mıydı annemin? Hâlâ bu ruh halini açıkçası benim gibi buradaki çoğu aile de yaşıyor. Buradaki o sanıkları gördükçe acımız katlanarak büyüyor. Yine buna rağmen hepimiz birbirimize kenetlenmiş durumdayız. Biz onların evlatları, onlar da bizim annelerimiz gibi. O yüzden hepsine buradan teşekkür ediyorum, hepinizin emeği için. Mahkemeden de gerçekten vicdani boyutta bir adalet anlayışı bekliyorum. Çünkü o içerideki insanlar özgürlüğü görebilmeyi hak etmiyorlar. Annemiz veyahut da kardeşlerimiz bu hayatta olmayacak. O yüzden onların bütün emekleri hepsine haram olsun. Ben buradan bunu söylemek istiyorum sadece.”

**

Nisa Taşdemir'in babası Vedat Taşdemir 

“Devletimizden adalet istiyoruz. Evlatlarımız kömür olurken Devlet tarafından sırtımıza hala hançer vuruluyor. Bu insanların cezaevinden çıkmaması; ‘Hamile, doğum yapacak. Adam hastaymış, adam kansermiş’ yok. Ben de kanserim. Hala tedavi görüyorum. Gideceğim ve yine ilaç altına yatacağım. Devletimizden, Cumhurbaşkanından, Adalet ve İçişleri Bakanlarından adalet istiyoruz. Herkes elini kursağına koysun. Suçu olanlar cezasını çeksin. Kamu görevlilerinden hiçbir tanesi çıkıp da suçlu olduğunu söylemedi veya Devlet, ‘Kamu görevlileri suçludur’ demedi. Eşit yargılama, hak, adalet istiyoruz. Adalet Bakanına sesleniyorum, getirsin kızımı geri, başka bir şey istemiyorum. Ya gelsin beni idam etsin, ya onları çıkarsın idam etsin. Gebze’de mahkeme dururken ta Gebze’den Kandıra’ya gelip hakkımı savunuyorum. Adam, ‘Can güvenliğim yok’ demiş, benim can güvenliğim nerede? Mahkemede de aynısını söyleyeceğim. Ya öldürün beni ya da kızımı geri getirin.”

**

Tuğba Taşdemir'in annesi ve babası:

 “İçimiz yanıyor. Ateş düştüğünü yeri yakıyor. Sayın Cumhurbaşkanı ve Bakanlara sesleniyoruz. Kimin ihmal ve suçu varsa en ağır cezaları almasını istiyoruz.”

**

“Her gün yanıyorum, o da yansın. Tuğba sen sahipsiz değilsin. Adalet yerini bulsun. Onlar da acı çeksin.”

**

Şengül Yılmaz'ın kız kardeşi Emine Bulut 

“İnşallah adalet yerini bulur. Kaybettiklerimizin yasını tutacağımız yerde, burada adalet arayışına düştük. Kandıra’ya, neden ölülerimizin yasını tutamadan buralara sürülmek zorunda kalıyoruz. Ölen insanlar suçlu, onlar haklı oluyor mu, biz onların ayaklarına gidiyoruz. Nasıl ölülerimizi kömür halinde aldıysak onların da içeride yaşamalarını istiyoruz. Çürüsünler içeride. En ağır cezayı alsınlar. Gerekirse idam olsun.”

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 21 Mayıs 2026 03:25
BENZER HABERLER
X