Şiddete ceza, öğretmene güvence, dizilere yasak istediler
15 Nisan 2026 15:42

ALTI SENDİKA EĞİTİMİ DURDURDU Şiddete ceza, öğretmene güvence, dizilere yasak istediler

Siverek’te bir lisede 16 kişinin saldırıda yaralanması üzerine Gebze’de aktif konumdaki altı sendika eğitimi durdurup sokağa indi. Şiddete ceza, öğretmene güvence, Mafyavari dizilere yasak öne çıkan talepler oldu

Aktan Uslu Tüm haberleri

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde ABD’deki saldırıları anımsatan ve 16 kişinin yaralandığı saldırı sonrası Gebze’de aktif konumdaki altı eğitim sendikası eğitimi durdurdu, sokağa indi.

Eğitim Bir-Sen, Türk Eğitim-Sen, Eğitim-İş, Eğitim-Sen, Eğitim Gücü-Sen ve Hürriyetçi Eğitim-Sen’e üye öğretmenlerin eylemine bu sefer çok sayıda öğrenci ve veli de destek verdi. Eyleme tespit edilebildiği kadarıyla İYİ Parti Gebze İlçe Başkanı Birol Elüstü, Emek Partisi Gebze İlçe Başkanı Yusuf Akar ve Gebze Belediye Meclisi CHP Üyesi Gülcan Aksu da katılarak destek verdi.  

Gebze Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde bir araya gelen 100’lerce öğretmen ve destekçileri buradan Gebze İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü övnüne, “Şiddete karşı omuz omuza”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz”, “Öğretmene kalkan eller kırılsın”, “Şiddete teslim olmayacağız”, “Sorunların sebebi eğitim sistemi” ve benzeri sloganlar attı.

Eylem, Gebze MEM önündeki basın açıklamaları ile sona erdi. Şiddete ceza, öğretmene güvence, Mafyavari dizilere yasak öne çıkan talepler oldu. Eylemde söz alma sıralarına göre sendikaların şube ve temsilcilik başkan ve yöneticileri şunları kaydetti.

 **

Eğitim Gücü-Sen Kocaeli Şube Başkanı Melek Candemir:

Eğitim yuvalarımızın şiddetin, korkunun ve güvensizliğin adresi haline gelmesine asla izin vermeyeceğiz.

Asla razı olmayacağız.

Okullar; bilginin, huzurun ve geleceğin inşa edildiği yerlerdir ve böyle kalmak zorundadır.

Ne yazık ki bu olay, münferit olarak değerlendirilemeyecek kadar tanıdık ve kabul edilemez bir tabloyu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Her olaydan sonra yapılan açıklamalar ve geçici tedbirler, kalıcı ve caydırıcı çözümlerin yerini alamamış; sorun adeta kronikleşmiştir.

Bugün gelinen noktada açıkça görülmektedir ki; okullarımızın güvenliği yalnızca temenniyle, geçici önlemlerle ya da kâğıt üzerindeki düzenlemelerle sağlanamaz. Okul giriş-çıkışlarının etkin denetimi, yeterli ve nitelikli güvenlik personeli istihdamı, gerçekçi risk analizleri ve güçlü psikososyal destek mekanizmaları artık bir tercih değil, açık ve ertelenemez bir zorunluluktur.

Eğitim çalışanlarının ve öğrencilerimizin can güvenliği; hiçbir idari gecikmeye, hiçbir ihmale ve hiçbir gerekçeye kurban edilemez. Bu nedenle yetkilileri, benzer acıların tekrar yaşanmaması adına sorumluluk almaya davet etmiyor; açıkça göreve çağırıyoruz!

Unutulmamalıdır ki; öğretmenin kendini güvende hissetmediği, öğrencinin korkuyla eğitim gördüğü bir ortamda nitelikli eğitimden söz etmek mümkün değildir. Güvenliğin sağlanamadığı bir eğitim ortamı sürdürülebilir değildir.

Eğitim Gücü Sen Kocaeli Şubesi olarak sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı; olayın tüm yönleriyle aydınlatılması, ihmali bulunanların ortaya çıkarılması ve gerekli kalıcı önlemlerin ivedilikle hayata geçirilmesi için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Güvenli okul, güvenli gelecek demektir.”

**

Eğitim-Sen Kocaeli 2 No’lu Şube Başkanı Sinan Kaya, “Eğitimde Şiddete Hayır” başlıklı açıklamasında özetle şunları kaydetti:

Tek başına bir “şiddet vakası” olarak değerlendirilemeyecek olan bu elim hadise, içinde bulunduğumuz sistemin derin çelişkilerini ve çözülme halini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Okullar, çocukların, gençlerin ve eğitim emekçilerinin güvenli bir biçimde bulunması gereken kamusal alanlardır. Ancak bugün bu alanların giderek güvensizleştiği ve koruyucu niteliğini yitirdiği açıktır. Şiddetin yalnızca fiziki güvenlik önlemleriyle engellenemeyeceği de bilinmelidir. Çünkü şiddet öylece ortaya çıkmaz. Toplumsal eşitsizliklerin derinleştiği, geleceksizliğin yaygınlaştığı, gençlerin eğitimle bağının zayıfladığı ve dışlanmanın olağanlaştığı koşullarda ortaya çıkmaktadır. Eğitim politikalarının bilimsel ve kamusal temellerden uzaklaştırılması, okulların ve eğitim bileşenlerinin toplumsal itibar kaybı bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır.

Eğitim sistemini eşitsizlikleri derinleştiren ve kamusal niteliğini aşındıran siyasi iktidar; tüm kurumları işlevsizleştiren, denetim ve destek mekanizmalarını zayıflatan idari anlayış ve bu süreçte sorumluluğu olan yöneticiler yaşanan tablonun doğrudan sorumlusudur ve kamuoyu önünde hesap vermelidir.

Yaşanan bu olay, eğitim alanının bilimsel ve pedagojik temellerden uzaklaştırılması durumunda nasıl derin yaralar açılabileceğini bir kez daha göstermiştir. Eğitim kurumlarını ve toplumu şiddetten arındırmak için eşitlikçi, kapsayıcı ve kamusal bir eğitim anlayışının yeniden inşası zorunludur. Gençleri yalnızlaştıran ve okulları eğitim alanı olmaktan uzaklaştıran politikalar sürdükçe benzer acıların yaşanma riski ortadan kalkmayacaktır.

Eğitim Sen olarak bir kez daha altını çiziyoruz:

Eğitim, bir güvenlik meselesine indirgenemeyecek kadar yaşamsal, piyasa ilişkilerine terk edilemeyecek kadar kamusal bir haktır. Öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin can güvenliğini, fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü korumak kamusal sorumluluğun en temel gereğidir.

Eğitim Sen olarak, bugün en temel sorumluluğunu yerine getiremeyen, eğitim emekçilerini ve öğrencilerin güvenliğini sağlayamayan kurumları ve yöneticileri kamuoyu önünde hesap vermeye çağırıyoruz. Eğitimin kamusal niteliğini savunmaya ve okulları şiddetin değil yaşamın, kamusal, bilimsel, laiklik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitimin alanı haline getirmek için mücadele etmeye devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.”

**

Eğitim-İş Sendikası Kocaeli 2 No’lu Şube Başkanı Adem Eliçora:

“Bugün hesap sormak için buradayız. Çünkü okullar kan gölüne dönüyor, ama sorumlular hâlâ izlemekle yetiniyor! Bugün eğitim, çocuklarımıza umut vermiyor, gençlerimize gelecek kurdurmuyor. İşte o öfke, o umutsuzluk, bugün okul koridorlarında silah sesi olarak yankılanıyor!

En güvenli olması gereken yerler olan okullar nasıl oldu da en güvensiz alanlara dönüştü? Bilimin, aklın, aydınlanmanın mekânı olması gereken okullar, nasıl oldu da çocukların camdan atlayarak canını kurtarmaya çalıştığı yerlere dönüştü?

Bu bir çöküştür! Bu, eğitimde güvenlik politikasının iflasıdır! Bu, öğretmeni yalnız bırakan, okulu kaderine terk eden anlayışın eseridir!

Bugün öğretmenler ders anlatırken can güvenliğini düşünüyor.
Bugün öğrenciler okula giderken sağ salim eve dönebilecek mi diye hesap yapıyor.

Bu tabloyu yaratanlar bellidir! Eğitimi bilimsellikten, laiklikten ve kamusal sorumluluktan koparanlardır. Okulları ideolojik ve piyasacı anlayışlara teslim edenlerdir. Sorumluluk almayanlardır!

Okullarda güvenlik bir temenni değildir, devletin asli görevidir! Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri vitrin süsü değildir, hayati bir ihtiyaçtır!
Öğretmenin ve öğrencinin can güvenliğini sağlayamayan hiçbir yönetim bu sorumluluktan kaçamaz!

Eğer bir öğretmenin, bir öğrencinin daha saçının teline zarar gelirse, bunun siyasi ve idari sorumluları bellidir! Bu ülkenin eğitim emekçileri olarak yalnızca eleştirmiyoruz; çözüm üretiyoruz, yol gösteriyoruz, sorumluluk alıyoruz.
Aylar değil, yıllardır söylüyoruz: Okullarda güvenlik tesadüfe bırakılamaz!

Eğitim-İş olarak

Kadrolu güvenlik görevlisinden rehberlik hizmetlerine, psikososyal destekten sağlıklı beslenmeye kadar dile getirdiğimiz tüm talepler; sadece fiziki iyileştirme talepleri değildir. Bunlar, öğretmenin can güvenliğini, meslek onurunu ve öğrencinin yaşam hakkını koruma mücadelesidir.

  • Okul girişlerinde kadrolu güvenlik görevlisi görevlendirilmeli, girişlerde denetim sağlanmalıdır.

Okullarda yeterli sayıda kadrolu temizlik personeli görevlendirilmelidir.

Her okula rehber öğretmen atanmalı, öğrenci sayısına göre rehber öğretmen sayısı artırılmalıdır. Rehber öğretmenlerin raporları dikkate alınmalıdır.

Ülkemizdeki sosyal hizmetler sistemi geliştirilmeli ve okullarla sosyal hizmetler arasında ilişki kurulmalıdır.

CİMER üzerinden öğretmenler üzerinde kurulan baskıya son verilmelidir.

Kalabalık sınıflar azaltılmalı, yeni okul binaları ve derslikler yapılmalıdır.

Sanat ve spor dersleri güçlendirilmelidir

Bu talepler ertelenemez, görmezden gelinemez. Okulları güvensiz bırakanlar, bu tablonun sorumluluğundan kaçamaz. Biz buradayız, takipçisiyiz ve bu mücadeleden geri adım atmayacağız.

Tüm sendikalar buradayız. Meslektaslarımız burada. Bugün tüm Türkiye’de birçok okulu kapattık. Hep birlikte bakanlığa sesleniyoruz.

Gerekli tedbirler alınana kadar susmayacağız! Alışmayacağız! Normalleştirmeyeceğiz! Eğitimde şiddete karşı gerçek, somut ve acil önlemler alınana kadar mücadelemiz sürecek!”

**

Eğitim Bir-Sen Gebze İlçe Temsilciliği Başkanı Fazlı Yağmur

Okullarımızda eğitimcilerimize ve öğrencilerimize yönelen şiddet olayları münferit eylemler olmaktan çıkmış, yaygın bir toplumsal sorun haline gelmiş, toplumsal çürümeyi gün yüzüne çıkarmıştır.

 Eğitim sistemimizin en önemli paydaşlarından biri olarak, daha iyi bir eğitim için daha iyi bir müfredat, pedagojik yöntemler, daha ileri amaçlar üzerine kafa yormamız gerekirken, bugün bu yaramızı konu etmek mecburiyetinde kalışımızın ana sebebi, şiddetin ağırlaşan toplumsal maliyeti karşısında, ilgililerin çözüm üretmede yetersiz kalmaları veya isteksiz davranmalarıdır.

Eğitimciye yönelen şiddetin vaka-i âdiyeden bir hale geldiği, eğitim çağındaki çocukların şiddetin faili haline geldiği, silahın çocuklar tarafından kolayca elde edilerek pervasızca suç işlendiği bir zaman dilimindeyiz.

Aklı esenin, aklı kesenin ya da aklı başında olmayanın öğretmene, okul yöneticisine, eğitim çalışanına, öğrenciye şiddet uyguladığı, can güvenliğinin eğitim-öğretime galebe çaldığı bir zemine doğru hızla yol alıyoruz.

Eğitimciye şiddetin bireysel suç vakaları olmaktan çıkarak eğitim, aile ve toplum politikalarının köken sorgulanmasını gerektiren bir iş güvenliği sorununa dönüştüğünü üzülerek müşahede ediyoruz.

Eğitimcilere yönelik saldırılar geleceğimizi karartmakta, eğitim camiasını tedirgin etmekte, can güvenliğinin çalışma hayatındaki başat sorun haline dönüşmesi riskini ortaya çıkarmaktadır. Eğitimcilere yönelik her saldırı, özellikle eğitim çağındaki çocuklardan, öğrencilerimizden kaynaklandığında aklımızı körleştirmekte, ruhumuzu karartmakta, benliğimizi esir almakta, irfanımızı yok etmektedir.

Eğitim, şiddeti ortadan kaldırılacak bir unsur olarak nitelendirilir iken; şiddetin, eğitimi tehdit ve tahdit eder boyuta ulaşması, bunun geleceğimizi tehlikeye sokacak boyuta doğru tırmanıyor olması, acil ve köklü çözüm bulmayı zaruri hâle getirmektedir.

Evrensel hukuk ve anayasada ifadesini bulan hayat hakkı ve can güvenliği ilkesi çerçevesinde, devletin kasıtlı ve hukuksuz şekilde ölüme, yaralanmaya ve zarara sebebiyet verilmesini önleme yükümlülüğü yanında kendi hukukuna tabi kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.

Devletin, bu yükümlülük çerçevesinde suç işlemekten caydırıcı yasal zemini ve idari koşulları tesis ederek yaşam hakkını koruması, eğitimcilerin ve öğrencilerin can güvenliğini sağlaması, okullarda güvenli ve huzurlu bir çalışma ve eğitim-öğretim ortamı tesis etmesi gerekliliğini hatırlatıyoruz.

Yaşadığımız bu olay, eğitimciye, öğretmene karşı şiddetin son örneği olmalıdır. Eğitimciler her türlü şiddet ve saldırılar karşısında savunmasız, korumasız bırakılmamalı; yaptıkları işin onur, önem ve ağırlığına uygun hayat, çalışma ve güvenlik şartları sağlanmalıdır.

**

Hürriyetçi Eğitim-Sen İl Başkan Yardımcısı Hasan Akgül, “Ölüyoruz biz” başlıklı açıklamasında özetle şu görüşlere yer verdi:

“Üzerine ölüm düştü okullarımızın. Umursamaz bir Bakan, seyirci insanlık ve ölümüne bir meslek sevdası. Her gün ama her gün ölüyoruz da onca haber kanalında, sosyal medya paylaşımlarında haber değeri taşımayacak kadar değersiz bir son. Bir cani okulumuza girmiş, tüm hınç ve öfkesiyle önüne gelene ateş açmış, on öğrencimizi, dört öğretmenimizi, bir polisimizi ve bir sivil vatandaşımızı yaralamış. Devletimiz de ilçe mili eğitim müdürüyle ilçe emniyet amirini açığa almış. Bizden de herhalde şunu dememizi bekliyorlar: Bakan sağ olsun!

Görmediniz mi vicdansızlar; koridorda bir öğretmenimiz vurulup yere düşüyor! Okulda öğrencilerimiz panik içerisinde sağa sola kaçışıyor. Öğretmenleriniz yaşlılıktan,  trafik kazasından ya da amansız bir hastalıktan değil okulu basan caniler tarafından vurularak, bıçaklanarak öldürülüyorlar!

Eserinizi kanlar içerisinde görebilirsiniz. Çünkü siz; eti senin kemiği benim teslimiyetiyle öğretmenine çocuğunu teslim eden velileri; CİMER kâtibi, öğretmenlerin idari amiri yaptınız. Öğretmenini hem ana hem baba olarak gören ve sonsuz bir minnet ile öğretmeninin elini öpen çocuklarımızı öğretmen katili yaptınız.

Son yıllarda televizyon dizileri, dijital platformlar ve sinema filmlerinde şiddetin, mafya kültürünün ve hukuksuzluğun adeta özendirilmesi; toplumun temel değerlerini zedeleyen tehlikeli bir süreci beraberinde getirmektedir. Özellikle gençlerimizin karakter gelişimini olumsuz etkileyen bu yapımlar, suçun ve zorbalığın normalleştirilmesine neden olmakta, saygı ve sorumluluk bilincini aşındırmaktadır. Rol model arayışındaki gençlerimizin, emek ve ahlak yerine güç ve korku üzerinden kurgulanan sahte kahramanlara yönlendirilmesi oyun oynama hastalığı kabul edilemez bir toplumsal tehdittir.

Bugün gelinen noktada gençler arasında artan hoyratlık, saldırganlık ve otoriteye karşı saygısızlık; medyada sürekli işlenen şiddet içerikleriyle doğrudan ilişkilidir. Mafyavari karakterlerin kahramanlaştırıldığı yapımlar, hukukun üstünlüğünü gölgelemekte ve suçun cazip gösterilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu sorumsuz yayın anlayışı, yalnızca aile yapısını değil, eğitim ortamlarını da derinden sarsmaktadır.

Ne yazık ki bu olumsuz tablo, okullarda güvenlik zaafiyetlerini de beraberinde getirmiştir. Eğitim kurumları; öğretmenlerin ve öğrencilerin kendilerini güvende hissetmeleri gereken kutsal mekânlardır. Ancak gerekli önlemlerin alınmaması, şiddet olaylarının artmasına ve eğitim ortamlarının tehdit altına girmesine neden olmaktadır. Bu durum, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın huzur içinde eğitim alma hakkını açıkça ihlal etmektedir.

Buradan yetkililere açık ve net bir çağrıda bulunuyoruz:

Şiddeti ve mafya kültürünü özendiren yayınlara karşı daha sıkı denetimler uygulanmalıdır.

Medya kuruluşları toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir.

Okullarda etkin ve kalıcı güvenlik önlemleri derhal hayata geçirilmelidir.

Öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin can güvenliği devletin öncelikli sorumluluğu olarak ele alınmalıdır.

Unutulmamalıdır ki eğitimde güvenliğin olmadığı bir toplumda ne huzurdan ne de sağlıklı bir gelecekten söz edilebilir. Gençlerimizi şiddetin değil bilimin, ahlakın ve erdemin rehberliğinde yetiştirmek hepimizin ortak sorumluluğudur.

Mahremiyetimiz olan okullar kan gölüne dönmüşken hâlâ maarif nümayişleri içerisinde kahkahalar ve nutuklar atan sizler! İşte biz buradayız! Okullara siz gidin! Dersleri siz anlatın! Bizim yerimize biraz da siz ölün!

Velilere sesleniyorum: Biraz vicdan sahibi olun biraz allahtan korkun biraz edep yahu tek çocuğunuzla uğraşamazken okula geldiğinizde bize hocam beni dinlemiyor diye sitem ederken 35 /40 kişilik sınıflarda biz ne yapalım her bir öğretmen arkadaşım çocuklarınızı kendi çocuklarından ayırt etmiyor çocuklarınızın yetişmesi için cabalarken mükâfatı CİMER’e şikâyet mi? Yüreklere, vicdanlara dokunamazsan, öğrencinin saçına koluna sırtına dokunamazken onlar bizim canımıza kastettiler. Öğretmenlik mesleğini ayaklar altına aldınız. Öğretmeni itibarsızlaştıranlar unutmayın ki bir gün bu şiddet size dönecek. ‘Eyvah’ diyeceksiniz ama iş işten geçmiş olacaktır. Buradan bir daha sesleniyorum: Allah’tan korkun kuldan utanın. Öğretmenin yakasından eğitim sisteminden elinizi çekin. Yaralılara şifa, camiamıza geçmiş olsun.”

**

Türk Eğitim-Sen Kocaeli 2 No’lu Şube Başkanı Kürşad Türkcan;

Şiddet olayları eğitim camiamızın geleceğe dair endişelerini artırmakta ve acil önlem alınması gerekliliğini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Ne yazık ki okullarımızda şiddet olayları sona ermemekte; güvenli, sağlıklı ve huzurlu bir eğitim ortamı tam anlamıyla tesis edilememektedir.  Adeta ABD’de ve farklı ülkelerde yaşanan okul saldırılarına benzer bir tablonun ülkemizde de görülmesi çok ürkütücüdür. Bu durum, eğitim camiamızın geleceğe dair endişelerini artırmakta ve acil önlem alınması gerekliliğini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Biz ne ara, öğretmeninin önünde ceket ilikleyen öğrencilerin bugün silahla okullara girip öğretmenlerine kurşun sıkabildiği bir noktaya geldik?

Eti senin, kemiği benim” anlayışından; öğretmeni tehdit eden, hatta fiziksel şiddet uygulayan, öğretmeni katleden veli ve öğrenci profiline nasıl ulaştık?

Öğrencilerimiz nasıl oldu da çeteleşmenin tuzağına düştü, mafyavari oluşumların  içine sürüklendi, bu karanlık düzene teslim oldu?

Eğitim kurumlarında güvenliğin sağlanması vazgeçilmez bir zorunluluktur. Her okula güvenlik görevlisi tahsis edilmelidir.

Bu noktada şiddetin önlenmesine yönelik güvenlik tedbirlerinin eksiksiz biçimde hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Okulların kamera sistemleriyle donatılması, her okula güvenlik görevlisi ya da kolluk desteği sağlanması, giriş-çıkış kontrollerinin düzenli şekilde yapılması ve okul yönetimlerinin bu konuda daha güçlü biçimde desteklenmesi hayati öneme sahiptir.

Disiplin yönetmelikleri yeniden gözden geçirilmelidir.

Aynı zamanda okullardaki disiplin yönetmelikleri yeniden gözden geçirilmeli, öğretmenin etkisi  ve eğitim sürecindeki rolü güçlendirilmelidir. Okullarda  her 100 öğrenciye en az 1 rehber öğretmen düşecek şekilde planlama yapılmalı; okullardaki rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri etkin hale getirilmelidir. Bu tedbirler alınmış olsaydı bugün Fatma Nur Çelik öğretmenimizi kaybetmeyecek, Siverek’te yaşadığımız elim hadiseyle karşı karşıya gelmeyecektik. 

Okul-aile işbirliği artırılmalıdır.

Bununla birlikte okul-aile iş birliği artırılmalı, velilerin eğitim sürecine katılımı mutlaka sağlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki öğrencilerin psikolojik gelişimleri ve sosyal ilişkileri, sorunların erken tespit edilmesi ve gerekli tedbirlerin zamanında alınması açısından büyük önem taşımaktadır.

Şiddetin önlenmesine yönelik yasal  tedbirlerin daha da güçlendirilmesi bir zorunluluktur.

Bu noktada en önemli tedbirlerin başında yasal düzenlemeler gelmektedir. Türk Eğitim-Sen olarak, okullarda şiddetin önlenmesine yönelik 2019 ve 2023 yıllarında iki kez kanun teklifi hazırlayarak, milletvekilleri aracılığıyla TBMM’ye ilettik. Bunun yanı sıra, caydırıcı tedbirlerin alınması amacıyla Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda düzenleme yapılması için yoğun girişimlerde bulunduk ve bu sürecin hayata geçirilmesini sağladık.

Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olaylarıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a mektup gönderdik, iş bırakma eylemleri gerçekleştirdik ve çok sayıda basın açıklaması düzenledik. Ancak bugün gelinen noktada, şiddete yönelik alınan tedbirlerin ve mevcut uygulamaların yeterli olmadığı açıkça görülmektedir.

Eğitim kurumlarımızda görev yapan her bir öğretmenimizin, eğitim çalışanımızın ve eğitim gören her öğrencimizin hayatı ve güvenliği en kıymetli öncelik olmalıdır. Bu nedenle okulların güvenliğinin sağlanması, şiddetin önlenmesine yönelik yasal  tedbirlerin daha da güçlendirilmesi bir zorunluluktur.

“Güvenlik Zirvesi” düzenlenmelidir.

Öte yandan ülkemizde eğitim kurumlarında şiddete karşı kapsamlı bir “Güvenlik Zirvesi” düzenlenerek, konuyla ilgili tüm kurum, kuruluş ve paydaşların bir araya gelmesi sağlanmalı; zirvede sorun tüm yönleriyle etraflıca ele alınmalı, adeta bir seferberlik anlayışıyla kapsamlı bir değerlendirme yapılmalıdır.

Öğretmenlik Meslek Kanunu  ile artırılan cezaların etkin ve tavizsiz bir şekilde uygulanması sağlanmalı; bunun yanı sıra caydırıcı ve etkili tedbirler ivedilikle hayata geçirilmelidir. Devletimizin ve toplumumuzun bu konuda etkin rol üstlenmesi, şiddeti önleyici kapsamlı tedbirlerin  hayata geçirilmesi bir zorunluluktur.

Öğretmenin itibarı korunmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, öğretmenin itibarı, devletimizin ve milletimizin itibarıdır! Bu itibarın sarsılması, toplumumuzun temel değrelerinin yerle yeksan olması  anlamına gelir. Eğitimcilerimizi ve öğrencilerimizi şiddetten korumak hepimizin asli görevidir. Eğitimcilerin statülerinin yükseltilmesi,onlara kıymet verilmesi, okul ortamının şiddetten  uzak tutulması geleceğimize yapılacak en önemli yatırımdır.

Şiddeti sıradanlaştıran yapımlar engellenmelidir.

Toplumumuzda çocuklarımıza kötü örnek teşkil edecek her türlü dizi, film ve yayın içerikleri durdurulmalıdır. Yayınlar düzenli olarak titizlikle denetlenmelidir. Çocuklarımızın oynadığı oyunlar, youtube, tiktok gibi platformlardaki içerikler ile sanal medya da bu kapsamda değrelendirilmelidir. Çeteleşmeyi özendiren, mafyavari oluşumları teşvik eden ve şiddeti sıradanlaştıran  yapımların önüne geçilmelidir. 

Şayet eğitimcilerimizi ve öğrencilerimizi şiddet sarmalından uzak tutamazsak, okullarımız güvenli alanlar olmaktan çıkar ve adeta Teksas’a döner; böylece geleceğimiz de ciddi şekilde tehdit altına girer. Öğretmenler ve öğrenciler, okullarında kendilerini güvende hissetmeli; eğitim kurumlarında huzur içinde eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdürebilmelidir.

Biz susmuyoruz. Şiddete karşı tek sesiz. Okullar güvenli alanlar olana dek mücadelemiz sürecek. Eğitimde şiddete sıfır tolerans! Ülkemizin aydınlık, müreffeh geleceği şiddete kurban edilemez!

Güncelleme: 15 Nisan 2026 15:45
BENZER HABERLER
X