UMUTSEN tepkiyi örgütledi Ülkeyi holdinglere teslim etmeyeceğiz
Ülkemizde rejimin son zamanlarda artırdığı baskı ve tutuklamalara karşı Umut-Sen’in Gebze’deki basın açıklamasına beş sendika, ikişer parti ve iki STÖ destek verdi. Kadaifçi, “Dayanışma ve mücadeleyi büyütecek, ülkeyi holdinglere teslim etmeyeceğiz” dedi
Ülkemizde; Siyasal İslamcı Vahşi Kapitalist rejimin emperyalizmin ve sermayenin çıkar ve beklentilerini karşılar şekilde son zamanlarda daha sıklaştırdığı baskı rejimine karşı Umut-Sen tepkiyi örgütledi.
Gaziantep’te ücretlerini alamadıklarını söyleyerek eylem yapan Sırma Halı işçilerine destek için katıldığı basın açıklamasındaki sözleri nedeniyle gözaltına alınan, ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçlamasıyla mahkemeye sevk edilen ve tutuklanan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen…
Maden işçisinin ekmeğini, köylünün toprağını ve onurlu direnişini savunarak “suç işleyen” ve tutuklanan Umut Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu,
Başaran Aksu’nun tutuklanmasına gösterdiği tepki gerekçesiyle tutuklanan Bağımsız Maden-İş Sendikası Hukuk Birimi Sorumlusu Doğukan Akan,
Limak Holding’in doğa katliamına karşı toprağını savunurken bu ayın başında tutuklanan Akbelen direnişçisi Esra Işık…
şahsında rejimin esir aldığı tüm tutukların serbest bırakılması talebiyle dün akşam Gebze’de 15 Temmuz Milli İrade Kent Meydanındaki basın açıklamasına Gebze Sendikalar Birliği bileşenlerinden öğretmen sendikaları Eğitim-Sen ve Eğitim-İş’in Gebze’deki Kocaeli 2 No’lu Şubeleri ile işçi sendikaları Petrol-İş Gebze Şube, Birleşik Metal-İş Sendikası Gebze 1 No’lu Şube ve Nakliyat-İş Gebze Şube, TMMOB Makine Mühendisleri Odası Gebze Temsilciliği, yanısıra BMİS Gebze 1 No’lu Şube ve Emeklilerle Dayanışma Sendikası Gebze Şube;
siyasi partilerden de Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Arzu Erkan ile EMEP ve SOL Parti’nin Gebze İlçe Örgütleri;
Sivil toplumdan Gebze Kent Politikaları Derneği katılarak destek verdi.
Dilovası İşçi Katliamı ailelerinin de avukatlığını üstülenen Umut-Sen Avukatı Saruhan Efe Kadaifçi basın açıklaması öncesi doğaçlamada, Başaran Aksu ve Doğukan Akan’ın yanından geldiğini belirtip selamlarını iletti. Tüm tutuklarının cezaevine başı dik girdiğini kaydeden Kadaifçi, “Açıkçası burası daha zor, dışarısı bizim için daha zor. Böyle bir iklimde, herkesin tutuklandığı, her sesini çıkaranın tutuklandığı bir iklimde dışarıda olmak daha zor. Onların şimdi bizle beraber olduklarını biliyoruz, akıllarının kendi mücadelelerinde olduklarını biliyoruz” dedi:
“Bu silsile böyle devam edecek. Kocaeli'nde de devam edecek. Dilovası iş cinayeti duruşmasında işveren Ali Osman Akat, ‘Kocaeli Emniyeti'nden insanlarla konuştum’ dedi. Biz her gün böyle olaylar duyuyoruz. Her gün bu havzada, Türkiye'nin dört bir yanında her gün farklı bir rezillik çıkıyor. Olan şeyi söylemenin kendisi, ‘yanıltıcı bilgiyi yayma’ suçuysa bu suçu biz hep beraber gönüllü işliyoruz. Biz arkadaşlarımızın, yoldaşlarımızın söylediği her sözün arkasındayız. Bundan sonrasında da arkasında olmaya devam edeceğiz. Neredelerse neye, hangi mücadeleye destek işaret ediyorlarsa, destek veriyorlarsa orada olmaya da devam edeceğiz.”
Madencilerin Eskişehir’den başlayan Ankara yürüyüşüne kamuoyu desteği çağrısında bulunan Kadaifçi ardından basın açıklamasını okudu.
Saldırı diye tanımladığı tutuklamaların aynı merkezin emri olduğuna işaret eden Kadaifçi, “Soma’da 301 madenciyi toprağa gömen, İliç’te 9 işçiyi siyanürlü toprağın altında bırakan, Gayrettepe’de 29 emekçiyi rant uğruna yakan düzen bugün direnenleri zindana atarak ayakta kalmaya çalışıyor” dedi.
Yıllardır mücadele edenlerin üzerindeki baskıların son dönemde açık biçimde tırmandırıldığını kaydeden Kadaifçi, “Bölgede savaş sürerken içeride baskıyı artıran AKP iktidarı, milyonlarca işçinin ücretlerini baskılamaktan, emperyalist tekellere sendikasız, güvencesiz ve ucuz işçilik sunmaktan, patronlar için engelsiz bir sömürü düzeni kurmaktan bir an bile geri durmuyor.
Bugün memleketin dört bir yanı maden şirketlerine, enerji tekellerine ve talan projelerine açılmış durumda. Halkın yaşam alanları, toprağı, suyu, geçim kaynakları gasp ediliyor; her ilde mantar gibi çoğaltılan OSB’lerle yoksulluk ve ucuz işçilik kalıcı hale getirilmek isteniyor. Bu düzene karşı yükselen her itiraz, her direniş, her hak arayışı ise polisle, jandarmayla, yargıyla bastırılmak isteniyor; bastırılamadığı yerde ise gözaltı, tutuklama ve açık tehdit devreye sokuluyor.
Akbelen’de köylülerin karşısına jandarmayı diken, İkizköy’de yaşam nöbetini kuşatan, direniş alanlarını abluka altına alan da aynı düzendir. Dilovası'nda Sakarya Hendek'te işçi katliamı yapanlardır. Gebze ve çevresinde onlarca işçiyi işsiz ve sakat bırakanlardır. Akbelen’de copun arkasında Limak vardı; bugün tutuklamaların, soruşturmaların ve tehdidin arkasında da aynı holding düzeni vardır. İşçiye mezarı, köylüye copu, halka açlığı reva görüyorlar” diye konuştu.
Bu düzenin ülkemizde yurttaşları ‘Holdinglerin marabası’ sandığını kaydeden Kadaifçi tutuklananların tutuklanma gerekçelerine dair izahın ardından, “Fabrikalarda katledilen her işcide, Akbelen’de kesilen her ağaçta, sürülen her köylüde, susturulmak istenen her seste holdinglerin çıkarı vardır. Suç olan patronların işlediği cinayetler değilmiş gibi; Soma’nın hesabı sorulmazken, İliç’in gerçek sorumluları korunurken, Akbelen’i savunanlar hedefe konuluyor. Holdinglerin talanına itiraz edenler tutuklanıyor, Limak’ın önünü açanlar korunuyor. Bu düzende suç patronların cinayeti değil, halkın gerçeği söylemesidir.
Biz bu memlekette işçilerin, köylülerin ve yoksul halkın canını, malını, emeğini sermaye bloğuna peşkeş çeken bu düzene itiraz ediyoruz. Memleketin holdinglerin ve emperyalist tekellerin çiftliğine çevrilmesine karşı mücadeleyi birlikte örgütlüyoruz. Baskılar da, tutuklamalar da, tehditler de bizi bir adım geri attıramaz. Attıramıyor da.
Arkadaşlarımız başı dik, alnı açık şekilde cezaevine giriyor; oradan da mücadeleyi büyütmeye devam ediyor. Çünkü haklı olan biziz. Çünkü bu düzenin karşısında boyun eğmeyenler, memleketin gerçek sahipleri olan işçiler, köylüler ve yoksul halktır. Bu memleket holdinglerin değil, halkındır. Memleketi Limak’a, Alagöz’e, emperyalist ve yerli işbirlikçi şirketlere, holdinglerin yargısına bırakmayacağız.
Mücadele arkadaşlarımızı alacağız. Bizim bu asalak egemenlere, holdingcilere karşı bir güce ihtiyacımız var ve bu gerçek bir ihtiyaç. Her zaman söylediğimiz gibi: Ya onlar, ya biz. Onlar çıkana kadar da, çıktıktan sonra da bu mücadeleyi daha birleşik, daha güçlü, daha örgütlü hale getireceğiz.
Giresun’un yüzde 75’inin, Ordu’nun yüzde 85’inin holdinglere tahsis edilmesi halkın yaşamına açık el koymadır. Görele ve Tirebolu’da Alagöz’ün işleminin iptal edilmesi bile talanın ne kadar açık ve hukuksuz yürüdüğünü göstermektedir. İş kolu, sendika, alan farkı gözetmeden dayanışmayı büyütecek, ortak mücadeleyi güçlendireceğiz. Bu memleketi holdinglere teslim etmeyeceğiz. Başaran Aksu ne dediyse harfiyen arkasındayız, sahipleniyoruz. Bizden sermayenin çıkarları uğruna bir milim eğilen çıkmaz. Limak da dahil bu talan düzeninin hesabını halk soracak” dedi.
Başaran Aksu, Mehmet Türkmen, Esra Işık, Doğukan Akan ve tüm tutsakların serbest bırakılmasını talep edip, “Holdingleri üzmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“Başaran Aksu yalnız değildir”, “Mehmet Türkmen yalnız değildir”, “Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz”, “Kahrolsun sarı sendikacılık”, “Kamber Saygılı yalnız değildir”, “Sendikal faaliyetler engellenemez”, “Patronların kölesi olmayacağız”, “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganlarının atıldığı;
Emeklilerle Dayanışma Sendikası Gebze Temsilciliği Başkanı Elmas Duman’ın kısa sunusuyla başlayan açıklamada, Umut-Sen’in açıklaması öncesi katılımcılara söz verildi. Bu bölümde başkanlar özetle şunları kaydetti:
GSB Sözcüsü ve BMİS Gebze 2 No’lu Şube Başkanı Necmettin Aydın:
“Son dönemlerde özellikle muhalefete karşı, muhalif sendikalara karşı, muhalif basına karşı, muhalefetin belediyelerine karşı çok önemli operasyonlar gerçekleştiriliyor. Bugün Türkiye'de sendikalaşmanın suç olduğu, sendikal faaliyetin suç olduğu bir süreçte hep birlikte karşı karşıyız.
Türkiye'de sendikalaşmanın suç olmadığı artık mutlaka sendikal faaliyetin serbest kalmasını talep ediyoruz. Bugün dünyada sendikalaşma oranının en az olduğu ülkeler arasındayız. Bu artık ülkemizin yüz karası olduğunu bütün siyasilerin görmesi gerekiyor.
Sendikacılar hırsızlık, dolandırıcılık, gasp yapmamış ve adam öldürmemişlerdir, yaralamamışlardır. Sendikacılar ekmeklerine sahip çıkan işçilerin haklarını savundukları için bugün işverenlerin baskısıyla, patronların şikâyetiyle gözaltına alınıyorlar. Yoksulluğun bu kadar arttığı, emeğin bu kadar alçaldığı hiçbir dönem yaşamadık. Asgari ücretle geçinemeyen insanların haklarını savundukları için, emekli maaşlarının daha fazla artırılmasını savundukları için arkadaşlarımız gözaltına alınmışlardır ve bu arkadaşlarımızın bir an önce serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”
Eğitim-Sen Kocaeli 2 Nolu Şube Başkanı Sinan Kaya:
“Bugün burada sadece dört arkadaşımızı savunmuyoruz. Bugün burada emeğimizi, sendikal mücadelemizi, doğanın talan edilmesine karşı sesimizi yükseltmek için buradayız. Bu arkadaşlarımız doğayı talan edenlere karşı mücadele ettiği için, emeği için mücadele verdikleri için gözaltına alınmış, derdest edilmiş, tutuklanmıştır. Bu arkadaşlarımızın bir an önce serbest bırakılması, sendikal mücadele yürüten insanların yargı eliyle derdest edilmesi, tutuklanmasını protesto ediyoruz arkadaşlar. Bir an önce arkadaşlarımızı serbest bırakın. Sendikal mücadele suç değildir. Hep birlikte bunun karşısında sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.”
Eğitim-İş Kocaeli 2 No’lu Şube Başkanı Adem Eliçora:
“Ben buradan birkaç soru sormak istiyorum. Biz nasıl bir ülke olduk artık? Sokak hayvanlarını sevmek suç, ağaçları sevmek suç, sendikacılık suç, sivil toplum örgütü yapmak suç... Biz nereye gidiyoruz? Yaşatmak istediğimiz ülke ne, bizim olduğumuz ülke ne? Bakınız, artık açık hava cezaevine dönüyor ülke. Ne zaman ses çıkaracağız? Oylarımıza sahip çıkamıyoruz, doğamıza sahip çıkamıyoruz, gazeteciye sahip çıkamıyoruz. Nereye gidiyoruz? Nereye gidiyoruz dostlar? Herkesin artık bu soruyu kendi kendine sormasını rica ediyorum.”
Nakliyat-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı ve Gebze Şube Başkanı Erdal Kopal:
“Türkiye'de para babalarının, onların siyasi iktidarlarının hukuk bürosuna dönüşmüş adliyelerin, mahkemelerin asıl suç işledikleri anayasaya ve yasalara; anayasal ve yasal hak olan sendikal örgütlenmeye, en temel örgütlenme hakkına sahip çıkanların nasıl kanunlar ve yasalar hiçe sayılarak tutuklandığına hep beraber tanıklık ediyoruz.
Böyle bir düzende haksız ve adaletsiz, hukuksuz bir düzende yaşıyoruz. Ama inadına patronların, para babalarının hukuksuzluğuna ve adaletsizliğine, keyfiliğine asla izin vermeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz. Her gün 6 işçi iş cinayetinde yaşamını yitiriyor bu ülkede. Yanarak çocuklar, çocuk denilecek işçiler gözümüzün önünde devletin kurumlarının yanı başında katlediliyor.
Bu suçun bir ortağı da sarı sendikacılıktır. Onların mücadele ettiği işçileri yüzüstü bırakan, ihanet eden, sendikacılık yaptığını zannedenler; o televizyonlarda, o kameralara süslü süslü laflarla hitap edenler de en az para babaları kadar, siyasi iktidarların hukuk bürosuna dönüşmüş adliyeler kadar sarı sendikalar da buna ortaktır. Sarı sendikaların ihanetlerine, işbirliklerine de izin vermeyeceğiz. Mücadelemiz devam edecek. Dayanışma içerisinde olduğumuzu buradan ifade ediyoruz.”
Petrol-İş Gebze Şube Başkan Yardımcısı Dursun Karataş
“Maalesef ülkemizde artık sendikacılık bir suç haline gelmiştir. Aslında sendikacılık işçinin hakkını arayan, işçinin hakkını savunan bir kurumdur. Bugün baktığımız zaman doymak bilmeyen sermayedarlar elini kolunu sallayarak ülkemizde artık yasalara yön vermeye başladı. Ama ne olursa olsun biz sendikacılar bu haksızlığa, bu hukuksuzluğa boyun eğmeyeceğimizi buradan kamuoyuna duyuruyoruz. Evet, içeride olan tüm sendikacılarımızın bu haksızlığına ve bu hukuksuzluğuna karşı Petrol-İş Gebze Şubesi olarak elimizden ne geliyorsa sonuna kadar maddi manevi destekçisi olduğumuzu buradan belirtmek isteriz.”
BMİS Gebze 1 Nolu Şube Başkanı Selçuk Çifçi:
Bugüne kadarki toplumların tarihi sınıf savaşımları tarihidir. Bu kardeşlerimizin, yoldaşlarımızın tutsak edilmesi de o gerçeğin bir ürünüdür.
Eğer bu düzene karşı çıkmak suç ise ben de bu suçu işleyenler arasında kendimi ihbar ediyorum.
Devlet grevler yasaklanırken, hukuksuz yere devlet grevleri yasaklıyorken bizler yasaklı greve çıkmış gibi gösterilip suç işliyormuşuz gibi kamuoyunda paylaştırılırken bizim resimlerimiz; sözüm ona ifşa edilirken emniyet güçleri gelip de bize "Yasaklanan grevlerin bahçesinde bize demagoji yapıyorsunuz" derken bu insanlar sorgulanmıyor
Kamuoyuna sesleniyorum; ya hep beraber kendimizi içeri aldıralım, hepimiz cezaevlerini dolduralım, oradan başlayalım kavga etmeye; ya da herkes en azından çocukları için bir adım öne çıksın artık.
Biz bu düzenin çarkına da çarına da teslim olmayacak Başaran Aksu’larız. Hepimiz Başaran Aksu'yuz, hepimiz Mehmet Türkmen'iz. Onları tutsak edenlerden de, onları tutsak edilmesine sebep olan patronlardan da mutlaka hesabını soracağız. Bedeli cezaevine girmek de olsa, idam edilmek de olsa biz bu yoldan asla geri durmayacağız. Sizler bizim yoldaşlarımızı aldıkça biz daha fazla kinleniyoruz, daha fazla üzerinize geleceğiz. 1 Mayıs'ta da bunu göstereceğiz hep beraber.”
Emek Partisi Gebze İlçe Başkanı Yusuf Akar:
“Artık faşizmi inşa etmek üzere harekete geçmiş bir saray iktidarı söz konusu. Kim ki gerçeği yazıyor, gazetecilik sendikacılık yapıyor, doğasına sahip çıkıyor; dağına, ovasına, yaylasına sahip çıkıyor, o zaman bu sistemin, bu düzenin düşmanı oluyor. Onun için de bir korku iklimi yaratmak ve mücadele eden arkadaşlarımızı tutsak etme eylemi gerçekleşiyor.
Biz buna karşı Türkiye'de ve Gebze'mizde daha fazla mücadele etmek zorundayız. Görevlerimiz sadece kendi bölgemizde, alanımızda mücadele etmek değil. Artık kendi alanımızdan da çıkarak bu ülkenin karıncasına, dağına, taşına, toprağına sahip çıkmak; mücadele etmek isteyen işçilerle birlikte daha ileri düzeyde mücadele etmek durumundayız. Emeklilerle, asgari ücretle çalışanlarla, işsizlerle birlikte mücadeleyi daha da ileri noktaya taşımalıyız.
Seçilmiş belediye başkanlarına kayyumlar atanıyor ve bu kayyumlar kalıcı hale getiriliyor. Seçimin de manasızlaştırılmaya çalışılan bir döneme doğru gidiyoruz. Ama yağma yok diyoruz. Biz mücadeleyi birleştirecek ve birleşe birleşe bu faşizmi yok edene, bu ülkede demokrasiyi var edene kadar mücadele edeceğiz.”
SOL Parti Gebze İlçe Başkanı Arif Buğra Aydoğan
“Sadece sendikacılar değil; üniversite öğrencileri, muhalif basın, belediye başkanları... AKP'li olmayan, Cumhur’dan olmayan herkesin hedef olduğu düşman hukukunun uygulandığı bir süreçten geçiyoruz.
İsmail Arı hepimizin bildiği gibi bunların yolsuzluklarını, pisliklerini ortaya çıkartan belgelerle konuşan gerçekleri yazan bir gazeteci. İsmail geçen içeriden bir haber yolladı, “İnsan öldürdüğü halde bir gün bile içeride yatmayan Zehra Kınık'tan daha mı suçluyum?" dedi.
Şimdi soruyoruz; Çolakoğlu'nda üç işçinin ölümüne engel olan Çolakoğlu patronundan daha mı suçlu Mehmet Türkmen? Dilovası'nda yedi işçinin, beşi çocuk, yanarak öldürülmesini sağlayan İŞKUR müdürlerinden, yan tarafındaki devlet dairelerinde oturup da oraya müdahale etmeyenlerden daha mı suçlu Başaran Aksu?
Bu memleket suçluların memleketi değil. Bu memleket işçilerin, emekçilerin, emekçilerin çocuklarının. Şunu hiçbir zaman unutmasınlar; bu tarihte son sözü her zaman direnenler söyleyecek. Biz direneceğiz, biz kazanacağız. Yok başka yolumuz birbirimizden başka; ya kurtuluşa kadar savaşacağız ya da kurtuluşa kadar savaşacağız.”
İLGİLİ HABER
GSB’den net tavır
Saldırılar işçi sınıfına
Sendikacılık suç değildir
https://www.gebzeemek.com/haber/emek/saldirilar-isci-sinifina-sendikacilik-suc-degildir/3477.html