6 Şubat: “Asrın felaketi”nde asrın siyasi suçlusu kim
02 Mart 2026 03:43

BUGÜN TEKRARLANSA AYNISINI YAŞARIZ 6 Şubat: “Asrın felaketi”nde asrın siyasi suçlusu kim

CHP Çayırova İlçe’nin deprem konulu seminerinde konuşan Deprem Bilimci Doç.Dr.Savaş Karabulut, 6 Şubat depremi bugün tekrarlansa aynı şeylerin yaşanacağını belirtip, “asrın felaketi”nde asrın siyasi suçlusunun kim olduğunu sordu

Aktan Uslu Tüm haberleri

Haber Analiz

Cumhuriyet Halk Partisi - CHP Çayırova İlçe Örgütü’nün 1-7 Mart Deprem Haftası nedeniyle düzenlediği  deprem konulu seminerde konuşan Gebze Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi, Jeofizik Mühendisi ve Deprem Bilimci Doç.Dr.Savaş Karabulut, önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ardından toplumun geniş kesimlerince “Asrın felaketi” olarak tanımlanan Maraş depremlerinde, “Asrın suçlusu kim?” sorusunun yanıt bulmadığını söyledi.

Karabulut seminere depreme dair bazı çalışmaları birlikte yürüttüğü yer aldığı ekipten İstanbul Üniversitesi Öğretim üyelerinden Profesör Doktor Mualla Cengiz ile birlikte geldi. Semineri Kocaeli Büyükşehir Belediye Meclis Üyeleri Ahmet Kadı ve Baran Aydın ile Çayırova Belediye Meclis Üyeleri Yılmaz Bilmez ve Fettah Bitirgiç, CHP Çayırova Kadın Kolları Başkanı Şengül Honca Çiftçi de dinledi. Geçen dönem Eğitim-Sen Kocaeli 2 No’lu (Gebze) Şube başkanlığı da yapan Karabulut’u dinleyenler arasında şube yönetici ve üyesi öğretmenler de yer aldı.

Seminerde, Maraş depremine dair 7 dakikalık bir video çekimi de izletildi.

CHP Çayırova İlçe Örgütündeki seminerde açış konuşmasını CHP Çayırova İlçe Başkanı Binali Eniş yaptı. Bir Erzincanlı olarak 1939 Erzincan depremini atalarından dinleyerek yaşadığını, 1999 depremini televizyondan izlediğini kaydeden Eniş, “2023’te Maraş’taki deprem sonrası Maraş’a partililerden oluşan ekiple gittim. Depremi asıl orada hissetmiştik. Maraş depremi insana, cebinizde tomarlarca para olsa dahi bir ekmek, bir su alamayacak derecede olduğunuzu hissettirdi. Vatandaşların ne kadar güçlü olsa da enkaz altında kalan canlarını çıkaramadıklarına tanıklık ettik. Binaların, iskambil kâğıtları gibi birbirinin üzerine yıkıldığına şahit olduk.

Maraş’a gittiğimiz günlerde askerler henüz sahaya çıkmamıştı, çok geç kalınmıştı, vatandaşlar çok mağdur olmuşlardı.

Navigasyon açarak bir noktadan diğerine ulaşmak imkansızdı. Çünkü gittiğiniz yollar kapalıydı” dedi.

Eniş sözlerini, “Deprem felaketi bugün bize çok uzak gelebilir ama 3-5 dakika sonrasını bilemeyiz. Bizlerin de olası depreme dair tedbir almamız lazım. Bunu çok acı bir gerçek olarak Maraş’ta gördüklerime istinaden hem bir makine mühendisi olarak söylüyorum hem de bir müteahhit olarak söylüyorum” diye konuştu.

Doç.Dr.Savaş Karabulut, bir saati aşkın süren ve soruları da yanıtladığı seminerinde olası Marmara Depremi ve bölgemize yansımaları üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Deprem ön uyarı sisteminin işlemesi halinde insanların önlem için önündeki sürenin deprem merkezine mesafe ile ilişkili olduğunu belirtip bu sürenin yerine göre 10, yerine göre 20 saniye olduğunu kaydetti. Bu sürenin ise bulunulan binanın terki için değil o an yaşanılan konut veya bina içinde önlem için kullanılması gerektiğini söyledi.

Deprem felaketlerinde öldürenin bina değil insanı değil karı önceleyen kapitalist sistem, çözümün ise insanı önceleyen sosyalist bir yönetim anlayışı olduğunu dile getirdi.

Deprem olmayacağını söyleyen bilim insanlarının o söylemlerinin hiçbir bilimsel dayanağı olmadığını kaydetti.

Konuya dair her televizyon programı veya seminerde çağrılan kişinin, kişiye ve konusuna göre değiştiğini örnekleriyle anlattı.

Karabulut’un bazı tespit ve söylemleri şöyle:  

Her eğitimimizi ya da unuttuklarımızı tekrar hatırlamak için unutmamak gerekiyor. Unutmamak için de ilk yapacağımız şey tekrar tekrar baştan dinlemek oluyor. 6 Şubat depremi bugün olsa aynı şekilde aynı şeyi yaşarız.

28 yıldan beri deprem bölgelerine gidiyorum. 6 Şubat benim de gördüğüm en kötü senaryoydu.

Ölümlerin arkasından hiçbir siyasi sorumluluğun olmadığı bir ülkede, üzüntülerimizle ve birebir bu acıyı yaşayan, ailelerini kaybeden, yakınlarını kaybeden insanların yaşadıklarıyla başka bir yerdeyiz.

Bugün başlığım aslında ‘Marmara-İstanbul' idi. ‘Kentleri yaratan işçi sınıfı, yıkan kim?’e çevirdim. Çünkü gerçekten üreten, yaratan bizleriz aslında. Biriktirdiklerimizle edindiğimiz barınma hakkını sağladığımız bir yerde bir depremle yıkılıyoruz ama yıkan kim? Yıkan biz değiliz. Yıkan doğa mı? Suçlu yaradan mı? Doğa mı? Siyasal iktidarlar mı? Kim? Bir suçlu olması gerekiyor.

Karl Marx'ın 'her şeyi belirleyen öne çıkan insan değil, onu var eden koşullardır' sözünden gideceğiz. Bu koşulları bizim belirlememiz gerekiyor, bizim bir şeyler yapmamız gerekiyor. Bu söz o yüzden önemli.

Bulunduğumuz coğrafya bir kere kaderimiz değil. Şu hikâyeyi bir kere ortaya koymak gerekiyor; dünyanın her yerinde depremler meydana geliyor fakat Anadolu coğrafyasının bulunduğu; Anadolu, İtalya, Sicilya, Alp-Himalaya kuşağı dediğimiz kuşağın olduğu yer, buradan itibaren Afganistan'a Nepal'e kadar gider. Türkiye de bu kuşağın içerisinde yer almaktadır.

6 Şubat depremleri sadece 11 ili etkilemedi, Anadolu coğrafyasının tamamında hissedildi, acısıyla hissedildi; fakat yaklaşık 600 kilometre yarıçaplı alanın tamamında bu deprem dalgaları hissedildi. Küçük de olsa hissettik biz fakat acısı Anadolu'yu değil tüm insanlığı sardı çünkü resmi rakamlara göre en az 55 bin insanımız hayatını kaybetti.

99 İzmit depreminde, Gölcük depreminde binalar yan yatmıştı, kafa kafaya vermişti, yıkılmıştı. Aynı şeyi biz Maraş’ta gördük.

Bizler; teknik olan kişiler mühendisler, jeofizik, jeoloji, inşaat mühendisi, mimarlar, şehir plancıları şunu çok net söylüyoruz: Bizler binaları yıkmak için yapmıyoruz. Yıkan biz değiliz. Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği olarak hep halkın güvenli barınma hakkının en önde savunucusu olduk. Sorun mühendislerde, mimarlarda değil zaten, sorun başka bir yerde. Yoksa hiçbir mühendis statik projesini yaparken, zemin etüdünü yaparken, mimari projeyi çizerken ya da şehir plancısı şehri planlarken insan yaşantısının ve barınma hakkının en temel nüvelerini düşünerek inşa eder. Fakat bu ülkede yönetenler her deprem sonrası ‘milat’ ilan ettiler. Bütün depremler milat oldu.

En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Burası Kuzey Anadolu Fay Zonu, doğuda kırılmayan bir fay hattı var şu anda. Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun kırılmayan iki parçası kaldı 1900 yılından beri. Birisi Erzincan'da Yedi Su dediğimiz fay, Erzincan'ı tekrar yıkacak bir fay hattı. Sadece Erzincan değil, Erzincan, Tunceli ve Karadeniz bölgesini yıkacak fay ama aynı zamanda Marmara'da da Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun kollarının kırılacağı yerler var. Fakat deprem sadece hat üzerinde değil, gördüğünüz üzere 6 Şubat depremlerinde çok büyük bir alanda çok fazla sayıda ili ve ilçeyi etkiledi.

6 Şubat depremlerine dair Recep Tayyip Erdoğan 'asrın felaketi' dedi. Yani suçu doğaya attı. Biz de şunu söyledik; asrın felaketinde asrın suçluları nerede diye yazdım yani asrın siyasi suçluları kim? Ve top ilk doğrudan doğaya atıldı, yani yaratana atıldı bir şekilde. Toplum daha çok korku, çaresizlik, yalnızlık ile devam eden sürecin nihayetinde de 'ben ne yapacağım' sorgulamasını yaptığı bir aşamadan ileriye gidemedi.

Çünkü özellikle bu siyasal İslamcı iktidara atıfla; deprem kader değil, deprem alın teri değil, deprem fıtrat değil. Dünyanın her yerinde deprem oluyor, insanlar hayatını kaybetmiyor…

Gebze'de yakın zamanda göçük oldu, 4 kişi öldü. Tam Darıca Metro hattının geçtiği güzergâhın oradaydı, hala Bakanlık rapor açıklamadı. Raporlara hala itiraz ediyorlar. Yani üniversite hocaları rapor hazırladı, itiraz edenler kimler? Bence itiraz edenler suçlular. Belediye meclisinde konuşuluyordur ama hala suçlu kim belli değil.”

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 02 Mart 2026 03:45
BENZER HABERLER
X