Dağda ölümden döndü. Telin mitingi düzenledi
15 Mayıs 2026 07:13

NAMLU UCUNDAKİ YAŞAMLAR Dağda ölümden döndü. Telin mitingi düzenledi

1995 yılında Muş’tan Sason’a giderken PKK tarafından yolları çevrildikten sonra akrabası Süleyman’ı kurtarayım derken namlunun ucundan dönen Gıyasettin Seçkin o günü ve sonrasını anlattı. Terörü telin mitingini, gördüklerinden sebep düzenlemiş

Aktan Uslu Tüm haberleri

Yazı dizisi -  Muş: Seri röportaj – 2

Hasköy – Gebze arası yaşanmış hikâyeler

Dünden devam…

Yazı dizimize; Varto’da köylerine düzenlenen baskında asker tarafından PKK’lı sanılarak vurulan ve ölü numarası yaparak kurtulan Hasan Kaya’nın hikâyesi ile başlamıştık. O yıllarda PKK’ya karşı dağda mücadele veren Bidri Aşireti’nin o mücadelesine, şehirden halk desteği vermeye çalışan Gıyasettin Seçkin ile devam ediyoruz…

  • Biz yörede PKK'ya, terör hareketlerine karşı mücadele verdik. Bizim hem fiili hem sosyal, ferdi mücadelelerimiz de var. Bizim aşiret topyekûn hemen silaha sarıldı, devletin yanında yer aldı, PKK'ya karşı mücadele verdi. Bu bilinçli olanlar da var, bilinçsiz olanlar da var... Böyle bir yapımız var.
  • Şehidiniz var mı?
  • Şehitlerimiz var, kahramanlarımız var. Çok yakın akrabam, korucubaşıydı. Ben gönüllü korucuydum. Ben askeriyenin, ordunun adına silah alıp mücadele etmeyi benimsemiyordum. Çünkü mevcut statükonun da biraz teröre bulaştığına inanıyordum. Dolayısıyla onunla ortaklaşa verilen mücadelenin isabetli olamayacağı tahminimdeydim. Kendilerine, ‘Devletten, askerden, terörden bağımsız’ kendi öz varlığımız üzerinde köyümüzü, toprağımızı koruyalım’ Tabi, başaramadık. En sonunda terör beni yörede eylem yaparken alıkoydu. Orada bazı konuları gördüm. Bazı haksızlıkları ve onların yaptığı zulümleri gerçi biliyordum ama fiilen insan yaşadığı zaman daha farklı oluyor.
  • Ve onu yaşadıktan sonra geri döndüm. Teröre karşı eline silah alanlara hak verdim. ‘Ben size destek veririm. Sizin yaptığınız çalışmalar, mücadeleler doğrudur fakat etkili değil. Ben sizi etkili hale getireceğim’ dedim. Ondan sonra bunları aldım gerçekten örgütledim. Ve devlete de gittim. ‘Bakın bunlar mücadele ediyor. Bunların mücadelelerini, yaptıkları operasyonları, fedakârlıkları hanelerine yazacaksınız. Bunları çalıştırıyorsunuz dağda ama raporda bir şey yok. Bunu kabul etmiyorum’ dedim.
  • Koruculara, ‘Siz bu mücadeleyi veriyorsunuz ama halk arkanızda halk yok. Silahın arkasında halk hareketi yoksa başarı elde etmek zordur Siz dağda mücadele ederken, ben de sokakları örgütleyeceğim’
  • Bu sefer miting yaptım. Düşündüm taşındım dedim ki; ‘Ben miting yaparsam korucuların arka planını desteklerim, halkı harekete geçiririm ve dolayısıyla bu iş hak noktasında hallederim.’ Olağanüstü hal bölgesi sürecinde, 1995 yılının şubat ayında, Muş’ta dev telin mitingi yaptım.
  • Ama o zaman ‘ben PKK'cı değilim’ diyen kimse bulamazsın. Bırak telin mitingi veyahut da karşı çıkmayı, ‘değilim’ diyen olursa o gitmişti. Alay Komutanına, ‘Ben sizinle dirsek temasına geçmezdim fakat şu olayı gördüm, bu olayı ben halkıma anlatmam lazım. Çünkü benim yaşadığım birebir’ dedim. Hangi terörist nerelidir, hangi terörist nerede ne yaptığını gözümle gördüm."

 

  • Terör örgütüne yakalanma sürecinizi anlatır mısınız?
  • Terör örgütü doğuda, ‘Ben devleti kurdum, yarın öbür gün ben bu askerleri de süreceğim buradan. Burası bizim zaten kontrol bende’ diyor. Yolu kesiyor, yoklama yani kimlik uygulaması yapıyor. ‘Devlet benim. Hadi gel, sen kimsin, sen nereden geldin, senin suçun var mıdır yok mudur hele kimliğini ver’ diye. Yani kontrol ediyor hepimizi. Suçu olanı ayırıyor, kendi cezaevlerine atıyor veyahut da infaz ediyor.
  • Böyle yolu kestiler, eylem koydular. Biz de Batman'dan Sason'a gidiyoruz. Yolda giderken o uygulamaya takıldık. Bizi aldılar, benim bir akrabam vardı onu aldılar, onu öldürecekler. Beni de suçsuzların içine koydular. Hâlbuki tam tersine olması lazım. O alınan çocuk esasında DDKD'ciydi (Devrimci Doğu Kültür Derneği) 12 Eylül öncesi. Yani onları savunuyordu. Ben de Ülkücüyüm, esasında beni hemen asmaları lazım. Tabii onlarda bilgi o kadar var. ‘Bunu öldürüyoruz, senin suçun yok sen suçsuzların içerisine geç’ dediler. Onun suçlu oluşunun sebebi, Tansu Çiller yani Doğru Yol Partisi'nin İl Genel Meclis Üyesiydi. Silahı vardı, kimliği vardı, dolayısıyla bu yeterdi onun ölümüne.

 

  • Onu öldürdüler mi?
  • Yok onu öldürmediler. Ben onu kurtardım mücadele verdim orada. Ben şuna inanıyorum: Kişi inandığını savunursa yüzde 90 galebe (Üstünlük, galip gelme) çalar. İnanmadığı davaya eğer mücadele ederse yüzde 10 başarır. Ve başardık; onu kurtardım ama beş kişiyi benim gözümün önünde orada infaz ettiler. Hele hele bir tane genç delikanlı vardı, liseyi yeni bitirmişti, annesiyle birlikte... O teferruata girersek hakikaten çok uzun... Orada: ‘Dağa çıkarılması gerekenler’, ‘Öldürülmesi gerekenler, ‘Serbest bırakılması gerekenler’ diye üç tasnife ayırdılar. Benim akrabamı aldılar, ‘Öldürülmesi gerekenler’in arasına koydular. Beni de suçsuzların içine koydular.
  • Bizim yerimiz biraz yüksek, öldürülmesi gerekenler kuytu bir yere koydular, diğerleri de önümüzde; propagandalar yapıyorlar. ‘Bilmem işte şu şöyle oldu bu böyle oldu işte Apo'dan bildiri geldi size’ Hem propagandalarını yapıyorlar hem kendi devlet kuruluşlarını anlatıyorlar vesaire. Bize de söz hakkı veriyorlar, konuşturuyorlar. Tabi, namlunun ucunda olan adam onların istekleri doğrultusunda bir şeyler anlatır. Düşündüm taşındım, bunu kurtarmam lazım. Meselenin ideolojisini de,, işin felsefesini de çok iyi biliyorum. Onların getirdikleri bildiriler benim yanımda çok cılız kalıyor.
  • İki tane yönetici tipi var, ikisinin arasında liderlik rekabeti olduğunu tespit ettim hareketlerinden. ‘Ben bunları birbirine düşürüp akrabamı kurtarabilirim’ dedim. Tehlikeli bir işe atılıyorum ama, ‘Bu işin içinde ölüm de olsa atık yapacağım’ dedim. Tabii bu arada ben böyle düşünür dururken bize de söz hakkı veriyorlar, ben söz alacağım ama onun kıvamını, zamanını ayarlıyorum.

 

  • O arada bir tane bayan... Uygulamada indiriyorlar ya insanları, halkı getiriyorlar. Arabanın önünü kesiyorlar, arabayı alıyorlar bir kenara, insanları indiriyorlar, tasnif ediyorlar. Dolayısıyla bir arabayı durdururken indirirken bir tane bayan... Böyle hani Osmanlı kadını gibi böyle babayiğit bir bayan; kucağında da bir tane kundakta çocuk var. Onun yanında böyle gelen, teröristin elinde kolundan tuttuğu bir delikanlı var. Ama böyle bir içim su diyorlar ya, böyle bir delikanlı. Kadıncağız ağlıyor. En sonunda geliyor o iki liderin yanına. Eğiliyor, ‘Bak kardeşim. Biz size zarar vermemek için bu memleketi bırakıp gidiyoruz. Biz Manisa'ya gittik, bir tek bu oğlum kalmıştı, o da liseyi bitirdi. Alıp gidiyorum yani bizden vazgeçin biz size zararımız dokunmadı’ diyor. Yalvararak eğiliyor ayağını öpmeye. Tekme vuruyor bunun ağzına. Kadıncağız düşüyor, kucağındaki çocuk yere düşüyor. O kalkıyor, çocuğunu almıyor. Kalkıyor, böyle bir dönüp bize bakıyor. Orada varız 50 – 60 kişi. Böyle bize bakıyor, onlara bakıyor. ‘Vallahi kardeşim, siz Kürt değilsiniz. Siz olsa olsa Ermeni’nin piçlerisiniz. Bir Kürt, bir kadına bunu yapmaz’ dedi. (Kadın ve oğlu, o gün öldürüldü)

Tabii orada ben şunu algıladım o kadının bakışında: ‘Yahu siz de erkek misiniz, insan mısınız?

Dedim ki: "Kardeşim artık bu, bu saatten sonra yaşamak benim için haram. Ya ölürüm ya bu akrabamı bunları kurtarırım" şeklinde kararımı verdim.

Birisinin elinden keleşi alıp tarama yapacağım veyahut da işte çeşitli düşünceler gelip gidiyor. En sonunda şuna karar kıldım: Bunlar arasında çekişme vardır, ideoloji yapıları da çok kısıtlı. Ben bunların ideolojilerini kendilerine anlatırım, onların eksikliğini anlatırım, kendime taraftar toplarım, kendimi gerilla olarak tanımlarım, bu işin içine girerim.

Hani Köroğlu diyor ya, sazı aldı eline... Başladım bunlara sosyalizmi, kapitalizmi, milliyetçiliği, komünizmi anlattım, Marx'ı anlattım. anlattım da anlattım bunlara. En sonunda gerilla safhasına geldim. ‘Kardeşim bakın gerilla dediğin, gerilla hareketi kutsal bir harekettir." Ben onun için gerillayım. Ama gerilla kutsiyetini nereden alıyor?’ Anlattım bunları. Akılsız halkın akıllı insanları, o akılsız halka yapılan zulmü bertaraf etmek için dağa çıkar. Ve o akıllı akılsız halkın hakkını savunur. Ancak o halka zarar verme gibi bir lüksü olamaz. Eğer şayet gerilla dağa çıkarken güvenlik güçlerinin haricinde bir saldırısı olursa gerillacılıkta bir eksiklik olur, dolayısıyla dağa çıkma sebebi ortadan kaldırılır ve kendi kutsiyetini de yok eder. Siz bugün bizler tabii ben kendimi de ayırmıyorum; diyorum ki bizler bugün burada yanlış yapıyoruz. Ölüme indirdiğiniz herkes Kürttür. Kürt olmasa bile eğer güvenlik güçleri değilse öldürme hakkına sahip değilsiniz. Vay, sen misin bunu diyen? ‘Kes sesinişerefsiz’ dedi ama ben bu konsepti anlatırken o teröristlerin, halkın nabzını yokluyorum, göz bakışlarını yokluyorum; etkiledim. ‘Kes sesini şerefsiz. Sen ne dediğinin farkında mısın?" falan gibisinden deyince tabi sesimi kestim. Beni sonra çağırdı. Ama o eylemi sürdüren iki tane lider var ya. Birisi çok akıllı okumuş, birisi de cahil hiçbir şey bilmiyor. Onu çözüyorum yani kendi konuşmalarından, bildiri şeylerinden... Neyse gittim. ‘Sen çok şerefli bir insansın, o şerefsizin yanında ne işin var?’ dedi bana. Ben hafif böyle gülümsedim. ‘Valla o dedekacıyken, Kürdün hakkını savunduğu zaman benle sen kısa donla geziyorduk ama bugün takdir böyle. Şimdi size esir düşmüş öldüreceksiniz. Buyurun öldürün. Pek de önemli değil’ dedim yani.

Git yanında otur sen de öleceksin’ deyince gittim akrabamın yanına. Ben gittim tabii adamın yanına benim akrabamın yanına. Akrabam bana, ‘Yahu Gıyasettin burası erkeklik yeri midir? Sen niye kendi kendini öldürtüyorsun? Görüyorsun herkesin elinde keleş senin elinde bir şey yok. Sen neyin peşindesin? Sen gidecektin yani beni öldürdüler, zaten öldüreceklerdi; şimdi ikimizi öldürüyorlar, yani güzel bir şey mi yaptın?’ dedi.

Öldüremezler’ dedim.

En sonunda bana, ‘Kardeşim, tamam. Biz bunu öldürmüyoruz ama bir şartla. Sen gideceksin kendi aşiretine koruculara, 'Siz silahları bırakacaksınız, biz Süleyman'ı öldürmeyeceğiz. Eğer silahları bırakmazsanız kesinlikle Süleyman'ı öldürürler' diyeceksin’ dediler. Bu kadar.

İyi. Size nasıl inanayım?’ diye sordum. ‘Yemin içeriz birbirimize’ dediler.

Tamam; ben onların yemin içtikleri zaman gerçekten yeminlerine sadık kalacaklarını biliyorum. ‘Tamam’ dedim. Gittim. Dokuz gün sona akrabamı bıraktılar. Geldi.

Süleyman, Sason’da oturuyor. Geldikten sonra, ‘Süleyman. Sen bu yörenin insanısın. O insanları da biliyor, tanıyorsun’ dedim. Süleyman, bilip tanıdığını söyledi. ‘Bizi öldürmek isteyen kimdi ve öldürmemek için mücadele eden kimdi?’ diye sordum.

‘Bizi öldürmek isteyen Taşo'nun oğlu, Bozkanlı... Ermeni asıllıdır.

Diğeri Cumali’nin oğlu. Şerro Aşiretine mensup, Kürt asıllı.

Bizi öldürmek için mücadele eden Ermeni, öldürmemek için mücadele eden Kürt asıllı.  

Ben de Süleyman’a, ‘Valla dinime imanıma haklıdır adam. Çünkü dedelerini biz kestik Doğu’da. Doğrusunu konuşalım. Kurtuluş Savaşı'ndan önce Hınçak ve Taşnak teşkilatları vardı Ermenilerin; o zaman İngilizler yetiştirmişlerdi. Osmanlı'yı parçalamak için gönderdiler. Bizim dedelerimiz orada çete kurmuşlardı bunlara karşı, mücadele veriyorlardı. Şimdi de torunları çıkmış keleş kolu elinde dağda Kürdü öldürmeyip de kimi öldürecek?’ dedim.

Seçkin, ayrıca özetle şunları söyledi:

Muş’un nüfusu o zamanlar yüzde 60’ın üzeri, Ermeni asıllıydı. Rum da vardı.

Eskiden bilmiyorum ama günümüzde Ermeni ile Kürt asıllılar arasında kız alıp vermeler var, evleniyoruz. Benim komşularım var; belki bizim köyde hemen hemen Ermeni asıllı 60-70 hane var. Onların bütün kadınları hemen hemen hep bizden, onların kızları var bizden... Yani bir ayrım falan yok yani kardeşçe; hiç mesele değil. Bu meseleleri aynı sizinle konuştuğum gibi onlarla da konuşuyoruz.

Evlenip çocukları olduğu zaman, Kürt ismi veriliyor. Onlar zaten Hristiyanlıktan vazgeçip Müslüman oldular. Ama Ermeni asıllıdır yani bir millettir yani nasıl Kürt, Arap falan varsa onlar da öyle gayet doğal. İnanç ayrıdır, millet ayrıdır.

Dizide dün

Aşiret iyidir. Aşiretçilik kötü

https://www.gebzeemek.com/haber/yasam/asiret-iyidir-asiretcilik-kotu/3719.html

Dizide yarın

Gıyasettin Seçkin: Fakat eğer bu kan duracaksa, Apo'nun çıkmasının benim için hiçbir mahsuru yoktur

Diziye dair

https://www.gebzeemek.com/haber/yasam/yazi-dizisi-mus/3645.html

Güncelleme: 15 Mayıs 2026 07:19
BENZER HABERLER
X