KOÜ’DE ARAPSAÇI BİR BOŞANMA VAKASI FETÖ’cü eşimin sahte raporu ile yerimden ve çocuğumdan edildim
İzmit’te hiçbir gazeteye “ulaşamayınca” bir sendikacı referansıyla Gebze Emek’e ulaşan H.Ç ciddi iddialarda bulundu
Ülkemizde yakın tarihte yaşanan tüm darbe (12 Eylül) ve darbe girişimleri (15 Temmuz) ile postmodern darbelerin (28 Şubat) süreçlerinin ortak noktası hep ihbarcılık üzerine oldu. Birilerinin ihbarı ile birileri haklı haksız, suçlu suçsuz gözaltına alındı, tutuklu tutuksuz yargılandı, insanlık suçu uygulamalara maruz kaldı vesaire…
Ancak hayli çekişmeli geçen bir boşanma sürecinde olunsa dahi bir eşin diğerini FETÖ terör örgütü yapılanması dahilinde bir terör örgütü ile ilişkilendirmesine ve ihbarda bulunmasına belki de ilk kez tanık olundu veya olmuş olduk…
Kocaeli Üniversitesi’nde güvenlikçi olarak çalışan H.Ç, çekişmeli boşama sürecinde olan ve yine KOÜ’de görev yapan T.Ç’yi FETÖ’cü olmakla suçladı. Eşinin hazırladığı ‘sahte’ darp raporu ile Umuttepe’den Körfez İlçe’ye görevlendirilerek gönderildiğini kaydeden H.Ç yaşadıklarına isyan ederken KOÜ’yü ve günümüz AKP Kocaeli Milletvekili olan dönemin rektörü Doktor Sadettin Hülagü’yü haylice, KOÜ’de örgütlü ve kendisinin de üye olduğu Koop-İş Sendikası’na kısmi eleştiride bulundu.
H.Ç’nin eleştirilerinden CHP İl Örgütü de, “Avukat Merve…” adlı bir partilinin kayıtsız davrandığı gerekçesiyle pay aldı. Yanıt hakkına ilişkin olarak 05 Ağustos Salı günü hem KOÜ Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’ne sorular hem de Koop-İş Sendikası’nın KOÜ’deki temsilcisi İsmet Kanpara’ya bir soru yönelttik ancak yanıt alamadık. Yanıt gelmesi halinde yer vereceğiz.
H.Ç’nin sözünü ettiği CHP’li “Avukat Merve’nin…” de CHP İl Kadın Kolları Başkanı Avukat Merve Tüysüz olabileceği öngörüsüyle kendisine ulaştık ancak Tüysüz öyle bir başvuru hatırlamadığını dile getirndi.
Öte yandan İzmit Umuttepe merkezli ve Körfez İlçe ayaklı vaka Gebze merkezli Gebze Emek’e şu şekilde ulaştı:
“Konuma dair ulusalda Halk TV ve Sözcü’ye, İzmit’te çok sayıda yayın organına mail attım. Hiç dönüş yapan olmadı.
……. …….. Gazetesi’nden …….. ……’e gittim ‘dürüst’ davrandı. Belgeleri verdim. ‘Haberi yapamam patronum ….. ………. onlarla oturur kalkar. …….. göndereyim seni, o haber yapar. Muhalif çünkü dedi. Hatta o kişiyi yanımda da aradı. Oradan çıktım diğerine üstelik referansla gittim. O da şantaj ve nemalanma gerekçesi olarak kullandı. Ortağının FETÖ soruşturması varmış, yargılanıyormuş.
Bir ara gazeteye el koymuşlar falan. ………’e de bir şeyler sıçramış FETÖ muhabbetine. Üniversiteye, ‘Madem FETÖ’yü bu kadar koruyacak kadar savcınız hâkiminiz var. O zaman bizimkileri de temizler halledersiniz. Bize de biraz nakit yardımında bulunursanız biz de öğrencisiz meslek yüksek okuluna dair haber yapmayız’ diyor.
Bunun üzerine beni ona göndereni ………’ aradım. ‘Üzgünüm bir şey diyemiyorum’ dedi.
Size ve iletişim bilgilerinize, İzmit’ten bir sendikacının referansı ve yönlendirmesi ile ulaştım.”
H.Ç’nin hikayesi ve iddiaları özetle şöyle:
“Jandarmada görev yaparken ölümlü bir trafik kazasına karıştığımdan ötürü (2016) ihraç edildim. Hüküm aşaması geriye bırakılan bir infazım var.
T.Ç ile dört yıl nişanlı kaldık, sonra evlendik. Eşimin kendisi evliliğin ilk dört yılında çocuk istemedi. ‘Hazır değilim’ dedi. ‘Tamam. Sen hazır olduğunda çocuk yaparız’ dedim. Evliliğimizin dördüncü yılında ‘M…’ adını verdiğimiz bir kız çocuğumuz oldu.
Sonra eşimle aramızda şiddetli geçimsizlik başladı. Eşimle tanışarak, severek evlendik. Boşanma gerekçemiz şiddetli geçimsizlik. Ekonomik sorun benim açımdan yoktu. İkimizde memur olarak çalışıyorduk. Eşim Strateji Geliştirme Daire Başkanı, KOÜ’de. T.Ç, eşimin ismi. Davamız sürüyor. Velayet davasından ötürü Yargıtay’da bekliyor. Resmiyette hala boşanmış değiliz.
Eşim ve aile bireyleri bana bir tezgâh kuruyorlar. Eşime, ‘Sen bir darp raporu al. Şikâyetçi ol. Eşin (Hükmü ertelenen infazdan ötürü) cezaevine girer. Biz ne var ne yok talan ederiz’ diyorlar. Eşim bir kavga çıkarttı. Darp raporu aldı ve şikâyetçi oldu.
Öncesinde de baya bir kriz çıkarmıştı. Ben de, ‘Ben evden ayrılırım. Lanet olsun. Çocukla arama mesafe koyma. Anlaşmalı boşanma ile boşanalım. Ben işimden de ayrılacağım. Bu şehirden de gideceğim. Sadece, çocukla arama mesafe koyma’ dedim.
‘Ben bunu avukatıma, aileme soracağım’ dedi.
‘Boşanacak olan biziz. Buna biz karar veririz’ dedim.
Bir hafta sonra, UYAP’a bir dava dilekçesi düşüyor: Çekişmeli boşanma.
Yargı sürecinde kızımın velayetinin eşime veriliş sebebi, gerekçe; ‘H.Ç zamanında trafik kazası ile bir kişinin ölümüne sebep olduğundan babalık görevini yerine getiremez.’
Kazanın üzerinden dokuz yıl geçtikten sonra, ‘Sen baba olamazsın’ demenin hiçbir anlamı yok.
Eşimle aynı üniversitede çalışıyoruz. Dairesine gittim ve aşağıya inmesini istedim. Tutumundaki gerekçeyi sorup, ‘Ne ailene ne sana karşı bir saygısızlık, terbiyesizliğim var. Sebep ne?’ diye sordum. Karşımda gülüyor.
- Bana güleceğine sebep, gerekçe söyle. Ben nasıl çocuğuma babalık yapamaz mışım?
- ‘Arkamda Gülen Cemaati var. Seni buradan it gibi kovduracağım’ diye yanıtladı.
Benim şalterler attı. ‘Sen kimsin FETÖ’cü köpekler ile beni attıracaksın’ dedim.
Eşim hemen oradan çıkıyor ve Sadettin Hülagü’nün (Dönemin KOÜ Rektörü, günümüz AKP Kocaeli Milletvekili) yanına gidiyor. ‘Benim böyle bir tartışmam oldu. Arkamda Gülen Cemaati var diye tehditte bulundum. Bana yardım et’ diyor.
Sadettin Hülagü de, ‘Adamın işten atılması için gerekeni yaparız. Sana koruma sağlayacağız. Yasal süreçlerde de sana yardımcı olacağım’ diyor.
Bana hiçbir gerekçe sunmadan Umuttepe’deki görevimden alıp Körfez’e gönderdiler. Körfez’de Yabancı Diller Meslek Yüksek Okulu var. Aradan üç ay falan geçti. Eşim tartıştığımız günün üç gün sonrasına hastaneden gidip kendince bir rapor almış. Getirip kuruma vermiş: ‘Ben darp edildim. Hakkında şikâyetçiyim.’
Hakkımda disiplin kurulu toplanıyor. Ne sendika (Koop-İş Sakarya Şubesi) ne kurum haber veriyor. Hiç savunmam dahi alınmadan bana disiplin cezası veriyorlar.
Darp raporu diye bir şey yok. Doktor, ‘Şahsın vücudunda lezyon tespit edilmemiştir’ diye yazıyor. Tartışmamızdan üç gün sonra alınmış, hiçbir darp izi yok. Hukuk müşavirliği komisyon kuruyor. Benim hakkımda ceza veriyor. Bir de sendika üzerinden bana tehditte bulunuyor: ‘Aynı olay tekrarlarsa işinden atılırsın.’
Hangi olay tekrarlanırsa işimden atılırmışım. Sen asılsız raporla bana ceza veriyorsun. Tekrarında işten atılacak diyorsun. Sonra da bunlar yargı sürecine karışmaya başladılar. Ben YÖK üzerinden ihbarda bulundum: “Şahıs (eşi) örgüt üyeliği üzerinden tehdit ediyor. Örgüt üyeliği bağlantılı olduğuna dair deliller var.’
‘İlgili şahıs hakkında herhangi bir soruşturma, kovuşturma olmadığından işlem yapamıyoruz’ diyorlar. Ama benim hakkımda herhangi bir soruşturma, kovuşturma yok. Asılsız raporla bana ceza veriyorlar.
Tekrardan YÖK’e başvurdum. Yaklaşık iki ay oldu. Hala YÖK’ten cevap yok.
Eşim, FETÖ’cü olduğu bilindiği halde, bu tehditleri kurum içinde yapmasına rağmen Sağlık Kültür Daire Başkanlığı’ndan alınıp rektörlük binasında, Strateji Daire Başkanlığı’nda görevlendiriliyor. Ve hakkında herhangi bir işlem yapılmıyor.
Sonra yargısal sürece müdahil olmaya başladı. Benim ‘Kızımla arama mesafe koyma’ şeklindeki bu sözüm karşı tarafın akrabalarına gidiyor tabi. Kimse, çocuğun anneden mahrum kalmasını istemez. Bizzat çocuğumun annesinin amcası arıyor. Babasının öz kardeşi: ‘Oğlum sen manyak mısın? Bunlara kız çocuğu bırakılmaz.
Benim oğlan kardeşimin (Y.D) hukuksal problemleri vardı. Oğlumu o şekilde yetiştirdi. Oğlu iki kız çocuğuna tecavüz etti, hükümlü. Oğlan, ‘Yüzde 70 zihinsel engelli’ falan değil. Onların her şeyi yalan. Sen o ortama çocuk bırakma sakın.
Boşanma aşamasında olduğum eşime, söylenenleri aktarıyorum. Babasına, ‘O adam benim çocuğumdan uzak dursun.
Oğlanın yargılanması esnasında yüzde 70 zihinsel engelli olduğuna dair sahte raporla vasiy çıkartıp mahkemede oğlunu savunmaya çalışan birisi. Tacize uğrayan aileleri aradı beni. ‘Bunlar öyle acımasız insanlar ki bütün bunları yaptıktan sonra bir de kalkıp para teklif ediyorlar. Konya merkezde dairelerimiz var. Birer daire verelim. Olay yanlış anlaşıldı susun diye bize haber gönderiyorlar. Çocukların karşısına geçip gülüyorlar.
‘Benim çocuğum 6-6.5 senedir psikolojik tedavi görüyor. Kendi babasından mahrum çocuk. Babasına yaklaşmıyor. İki abisi var, yaklaşmıyor. Ben bu çocuğu, bunların yaptıklarından dolayı …………. büyüttüm. Ve hala da adamlar tutuksuz yargılanıyor, serbestler diye dert yanıyorlar.
Y.D, 16 yıl hapis istemiyle yargılanıyor ama Yargıtay’da cezası bozulmuş. 13 Eylül 2024’te yeniden karar veriliyor. Mahkemeki savunmasında, ‘Benim cezaevi şartlarında psikolojim bozulur. Bundan dolayı ev hapsi talep ediyorum’ diyor. Mahkeme, ev hapsini de uygun görmüyor. Doğrudan tutuksuz yargılanmasına kararla, serbest bırakıyor.
Babasının aldığı rapora karşın Adli tıp raporları ise zihinsel ve bedensel engel toplamının yüzde 27 olduğunu ortaya koyuyor. Yüzde 70 zihinsel engelli dedikleri şahıs savcılıktaki ilk ifadesinde, ‘Çocuğun rızası vardır’ argümanına dayandırmak içi, ‘Pantolonlarını kendileri indirdi ben öyle yaptım’ diye belirtiyor. Bu şahısın bir gün dahi tutukluluk süresi içerisinde bulunmuyor.
Özetin özetiyle: Bir kalem reçete yazılmadan taburcu ediliyor. Tedaviden bana haberde verilmiyor. Bir de o tecavüzcü memlekette arkadaşa, ‘Ben ‘(H.Ç ve T.D çiftinin kızları) M’nin yanına gidip geliyorum. Ama H.Ç beni yakalayamaz çünkü yanımda telefon götürmüyorum’ diyor. Mahkemeye bunları sunuyorum. HTS kayıtları burada, pasif konumda. Sağlık, hastane kayıtları burada. Şahıs gidiyor arkadaşıma böyle bir beyanda bulunuyor. Bunun incelenmesini araştırmasını istiyorum, diyorum. Çocuğumun sağlık kontrolünden geçirilmesini istediğimi söylüyorum. Hiçbir şey yapmıyorlar.
Sağlık Bakanlığı’na bilgi edinme başvurusunda bulundum: ‘İlgili şahısla aramızda devam eden bir yargılama var. Bundan dolayı ilgili şahsın engelli raporuna ilişkin bilgilendirme istiyorum.’
Sağlık Bakanlığı’ndan, ‘İlgili şahıs hakkında arşiv kayıtlarımızda zihinsel engeline dair rapor bulunamamaktadır’ yanıtı geliyor.
Ben artık çocuğumu takip etmekten yoruldum.
‘Benim arkamda örgüt var’ diyor eşim. Gidiyorum. Anayasal suçlar savcısına suç duyurusunda bulundum. Soruşturmaya yer yoktur diye karar vermiş. Hiçbir şey yok gibi, şahsın ifadesi dahi alınmıyor. Bir de, ‘Kolluk araştırması sonucu herhangi bir veri elde edilememiştir’ diyor. Kolluk araştırması dediğin Medya Protokol ve Şube Müdürlüğü’nden gelen cevap. İstihbarat veya terörle mücadele şubesinden değil.
Arkasından, CİMER üzerinden İçişleri Bakanlığı’na başvuru yapıyorum FETÖ ihbarı konusunda. Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü’ne düşüyor. Müdürlükteki Medya Tanıtım ve Protokol Şube Müdürlüğü cevap veriyor. Şahıs bildiğiniz korunuyor. Hazırladığım ihbar dilekçesinden ötürü Saraybahçe Polis Merkezi’ne gidiyor. İhbar dilekçemde bir kelime olsun hakaret ifadesi yok. ‘H.Ç’ye hakaretten işlem yapın’ diyor. Beni gözaltına alıp hakaretten işlem yapıyorlar. Savcı tahkikat üzerinden iddianame düzenliyor. Mahkemeye çıkıyor, hakaretten yargılanıyorum.
Eşim bir de ifadesinde, ‘FETÖ terör örgütü üyeliğime dair ihbar dilekçesinde bulunan H.Ç’den şikâyetçiyim, davacıyım’ diyor.
Sen üyeysen ben niye yargılanıyorum?
Ben başvuruda bulundukça saldırıyorlar. Ben, ‘Kızımı bana verin. İşi de bırakacağım. İlçeyi, ili de terk edeceğim. Yeter artık. Benim burada yaşadıklarım bana yeter. Ben gideceğim’ diyorum.
Ne çocuğumu veriyorlar. Ne baskılarını bitiriyorlar.
Son olarak Sadettin Hülagü’nün eski koruması beni arıyor. ‘Bunları daha fazla konuşursan işinden atılacaksın’ diyor. Sebep: ‘Sadettin hoca rahatsız oluyor.’
Sadettin hoca rahatsız oluyorsa bunlara sahip çıkmayacak o zaman. Üniversitede terör unsuru barındırmayacak. YÖK’ün işlem yapamadığı şeylere savunmaya kalkmayacak. Bana yapılan onca zulüm varken.. Beni milletin içinde aşağılattınız hakaret ettirdiniz. Onurumla oynuyorsunuz. Mesaj ve görüşme kayıtlarını aldım, korumasının beni tehdit ettiğine dair. Belgeyi sunuyorum. Hâkim, savcı bunu kabul etmiyor. Koruması, ‘Soruşturmalar bana yönlendiriliyor. Ben yönetiyorum. Sadettin hoca ile görüşürsen yargılamaları o yönetiyor. Belki isteğin doğrultusunda değişiklik olabilir’ diyor.
Yargıyı Sadettin Hülagü yönetecekse, soruşturmaları koruması yapacaksa bu kadar hâkim, savcı niye var? Polis niye var? Hâkimin savcının önüne kadar gidiyor, herhangi bir işlem yapan yok. Bunu kabul ediyor, sineye çekiyorlar. Aleyhime işlem hala devam ediyor.
Sadettin Hülagü’nün milletvekilliği sürecinde de ben gelen CİMER yazılarını şahsın yaptıklarını twitter dan paylaştım. FETÖ’cülerin kurumda nasıl barındığını sorguladım. ‘Üniversitenin her şeyini sahipleniyorsunuz. Her derdine ortak oluyorsunuz. Bunlara niye destek oluyorsunuz’ dedim.
FETÖ soruşturmasının Personel Daire Başkanı Semra Ayçiçek, Sadettin Hülagü’nün özellikle getirdiği bir kişi. O asılsız kadroları oluşturup yönetmesi için. FETÖ’cülere imkân tanımak için getirdiği kişi. FETÖ soruşturmasını yapan kişi. Hâlbuki bu soruşturmayı hukuk müşavirliğinin yapması gerekir, hukuki bir olay olduğu için.
CİMER’e yaptığım başvuruda İçişleri Bakanlığı’ndan Emniyet’e geliyor, FETÖ soruşturmaları. Medya Protokol ve Şube Müdürlüğü’ne. Ben eski jandarma olduğum için protokolü biliyorum. Şimdi hiçbir evrak birimden çıkarken kurum dışına çıkarken birim amiri veya emniyet müdürünün imzası olmadan çıkamaz. Hiçbir polis memuru FETÖ soruşturmasını kafasına göre ‘ben bu şekilde kapatıyorum’ diyerek işlemsiz bırakıyorum diyerek kurum dışına gönderemez. Bunda ilçe emniyet ve il emniyet müdürünün de imzası var. Şahıs Sadettin Hülagü tarafından korunduğu için tamamen dokunulmazlık sağlandı. Ama en ufak bir şeyde, ‘Hasan bana bunu dedi’ deyip beni yargıliattırıp ceza aldırabiliyor.
Koop-İş Sakarya Şubesi örgütlü iş yerinde. Kocaeli temsilcisi İsmet Kanpara. Dedim ki, bana asılsız raporla ceza verildi. Adamın FETÖ soruşturmasına işlem yapılmıyor, kapatılıyor. Ben sürgüne getiriliyorum. Arkasından birde asılsız raporla disiplin cezası veriliyor. Siz o komisyonda ne yapıyorsunuz diye sordum. Komisyon da Kanpara da vardı. ‘E gözden kaçırmış olabiliriz’ dedi. Gözden kaçırma diye bir şey yok. Senin dava açma hakkın var. Sen benden her ay bir günlük brüt ücret tahsil ediyorsun. 2021’den bu yana, dört yıldır benden aidat alıyorsun. Ben senden üye olarak bir kere bir şey istemiştim. Kurum bana saldırıyor sahip çık demişim. Ona bile sahip çıkmadın.
Boşanma davası esnasında avukat vardı. Süreç iyi ilerliyordu. Sonradan bir sert çıkıldı. Avukat susturuldu. O da rüşvetini aldı. Avukatım E.B.C idi.
Konya’da Fettullah Gülen’e ait dersane ve yurtlarında ablalık yaptı. Atanır atanmaz buraya geldi hiçbir deneyim kazanmadan doğrudan ihale komisyonu üyesi olarak atandı. Sağlık kültürdeki bütün yolsuzluklar bunun kaleminden geçiyor. Bütün araç kiralamalar, satın almalar bunun elinden geçiyor. Körfez Turizm’in yolsuzlukları o dönem gazetelere de çıkmıştı. Firma servisçilik yapıyor. Aynı zamanda makamlara binek araçlar kiralıyor. Oradaki yolsuzluklar açığa çıktı, o dönem komisyon üyesi. Eğer bana örgüt üyeliğinden işlem yapacaksanız ben de sizin yolsuzluklarınızı ortaya dökerim diyor. Ama ben şimdi onların hem yolsuzluğunu hem örgüt faaliyetine yol vermelerini ortaya dökerim, dökeceğim. Bunların korkusu ve bana sürekli saldırma sebepleri bu. Bana saldırmayın, benim kimseyle derdim yok. Lanet olsun. Çocuğumu verin. Defolup gideyim. Ne yapıyorsanız yapın. Dünyamdan bezdim. Jandarmada iken kaza yaptım. Derdimi anlatamadım. İhraç edildim. Oradan ihraç edilmenin itibarsızlığını senelerce yaşadım. Buraya gelirken, kendime düzen kurayım dedim. Kendi halimde yaşayıp gidiyordum. Bunlar bu sefer üzerime gelmeye başladı. Zaten çocukluğum babasız geçti. Kızım babasız büyümesin diyorum, kızımla imtihan ediliyorum. Çocuğum tecavüzcünün eline bırakılıyor. Defalarca kez hastanelik ediyor. Bana haber vermeden tedavi ettiriyor veya bir araya getiriyor. Böyle çıldırmanın eşiğine geldim. Bir de sürekli polislere gidiyor. ‘Eşim H’ye işlem yapın.’ Aileme varıncaya kadar taciz ediyorlar. Kardeşim, devletin polisi benden ne istiyor. Savcı hâkim ne istiyor. Tanımıyorum, etmiyorum. Aramızda menfaat çatışması yok bir şey yok. Derdiniz ne?
2017’de evlendik. 2004’ten bu yana tanıyorum. Tanışmamız 17/25 Aralık olayları öncesiydi. Cemaat ile hükümetin arası iyi olduğu zamanlar. Eşimin cemaat ile ilişkisini o zaman da biliyordum. Benim cemaat ile hiçbir ilişkim olmadı. Eşimden önce de, sonra da. Eşimin yurt ve kamplarında faaliyetleri oluyordu. Bu toplantılara katılıyorlardı. Ben katılmadım. Zaten birlikte katılmak mümkün değil. Onlar haremlik selamlık yapıyorlar. 15 Temmuz’da eşim hiç soruşturma geçirmedi. 17/25 sonrası eşim tavır değiştirdi. Haber geldi. Bize gizlenin diye çağrı geldi, dedi. Hiçbir sendikaya üye değilken hükümet yanlısı Eğitim Bir-Sen’e üye oldu. O dönemde Aktif Sen üyelerini topluyorlardı. Sendika değiştirdi.
Eşim Aktif Sen’e hiç üye olmadı. Mesajın ardından Eğitim Bir-Sen’e geçti. Sosyal medyada instagram kullanırdı ama hiçbir zaman hiçbir siyasi bir şey paylaşmaz, paylaşmadı. Kimliğini belli etmez. Cemaatin siyasetin aleyhine leyhine hiçbir şey paylaşmaz. Memuriyete başlarken, ‘Senin tesettürden çıkman gerekiyor. Cemaat kimliğini gizlemelisin’ diyorlar buraya atanırken. Evliliğimiz öncesi tesettürlü idi. Şu anda da başı açık.
Mahkemede yaptıklarının usulsüzlük olduğunu söylüyorum. Anayasal haklarım var. Cahil bir adam değilim. Anayasal suçtur örgüt faaliyetine yardım ve yataklık. Bunlar kamuoyu ile paylaşıldığında işlem yapmak zorunda kalacaksınız.
HSK’ya başvurdum. Yapılan işlemlere dair bana cevap veremiyorlar. Eğer şu kadar tutar dalları olsa içimden geçecekler. Ama yapamıyorlar. Zaten hiçbir şey olmadığı için cevapta vermiyorlar.
Sadettin Hülagü’nün poliklinik sekreteri var, Semra Yıldız. Bu kadın tıbbi sekreter kadrosunda. Kamu işçisi. Kanun hükmüyle kadroya geçtiğimiz için biz başka bir görev ve birimde çalıştıramıyor. Kadını aldılar. Körfez yerleşkesindeki Ali Rıza Veziroğlu meslek yüksek okulu öğrenci işlerine atamasını yaptılar. Tıbbi sekreter. Kadrosu farklı. KHK var. Cumhurbaşkanlığı kararnamesini deliyorlar. Ve oradaki personelden de farklı maaş alıyor. Döner sermayesinden de faydalanıyor. Özlük haklarından faydalanıyor ama öğrenci işleri işi yapıyor. Niye. Sadettin Hülagü’nün referansı var. Hukuksuzluklar öyle böyle değil.
Semra Ayçiçek’i koymuş oraya. Her şeyi onun üzerinden yapıyor. İstediği adama soruşturma açıp istediğinin yerini değiştiriyorlar. İstediğine zulmediyorlar. Yürüme engelli bir arkadaş var. İzmit, Yahya Kaptan’dan geliyor. Kamu tasarrufu gerekçesi ile servisler kaldırıldı. Dilekçe verdi. ‘Evime en yakın yer Anıtpark yerleşkesi. Orada görevlendirme istiyorum’ dedi. Adamın dilekçesini, ‘Uygun pozisyon olduğunda değerlendiririz’ diye ret ediyorlar.
Benim veya ailemin siyasi parti üyeliği olmadı. Hep CHP’ye bir kere MHP’ye sevdiğimiz bir abimiz oy verdim.
CHP’de Avukat Merve Hanım ile bir kere işim düştü. olur musunuz dedim. Taciz var. Cezaevine sokuldum çıkarıldım. İnfaza dönüşmüş. GBT’de alıp Kandıra Cezaevi’ne götürdüler. Yardım istedim. Salı günü görüşeceğiz dedi. Üzerinden 2.5 sene geçti. Bir kere işimiz düşüyor. Mağduriyet dile getirmek istiyoruz. Onda da görüşmüyorlar.”