ÇAYCININ ÇİLESİ: Dik yamaçların soyulmuş emeği

31 Mayıs 2026 14:05
ÇAYKUR, üreticiyi kendi tarlasında boğmak için dekar başına 25-30 kiloluk sınırlandırmalar getirdi. Devlet kapıyı kapatıp üreticisini kapı dışarı edince, özel çay fabrikaları mantar gibi türedi

**

**

​1924 yılında, bu coğrafyanın kader çizgisi yeniden çekildi. Rize’nin dik yamaçlarında yeşeren çay, sadece bir bitki değil; umuttu, aş ekmeğiydi, dik duruşun simgesiydi. İlk yıllar karlı, bereketli ve keyifliydi; her karış toprak, her uçurum kenarı çay tarlasına dönüştürüldü. Ta ki 1983 yılında, çayın tek elden idare edilmesi ve güya üreticinin korunması amacıyla ÇAYKUR kurulana kadar! İşte o gün, çaycının makûs talihi başladı ve Karadeniz’in yeşil altını, siyasetin ve basiretsizliğin kıskacına alındı.

​İlk yıllarda, fabrikaların yetersizliğini ve yönetimsel körlüğü örtmek için akılalmaz bir ihanete imza atıldı: Çaycıdan bir şekilde alınan o canım işletme fazlası çaylar, tonlarca emek, tonlarca alın teri göz göre göre denize döküldü! Milli serveti dalgalara kurban edecek kadar büyük bir vizyonsuzluk uzun yıllar sürdü. Ne zaman ki çevre bilinci uyanıp birileri "Durun, denizi kirletemezsiniz, bu emeği boğamazsınız!" dedi, işte o zaman üreticinin sırtına daha hain bir kırbaç indirildi: Kontenjan ve kota zulmü!

​ÇAYKUR, üreticiyi kendi tarlasında boğmak için dekar başına 25-30 kiloluk sınırlandırmalar getirdi. Devlet kapıyı kapatıp üreticisini kapı dışarı edince, özel çay fabrikaları mantar gibi türedi. Ve o özel sektör, Karadeniz insanı için tam bir sömürü felaketine dönüştü. ÇAYKUR’un kontenjan politikasını fırsat bilen kurtlar sofrası kuruldu; çaycının çayını ucuza kapattılar, parasını ya 6 ay ya da bir yıl sonra, pul olmuş haliyle ödediler. Çay üreticisi, kendi toprağında maraba, kendi emeğinin dilencisi yapıldı!

​Yıllar yılı bu vahşi çark döndü, çay düzeni hiç değişmedi ve nihayet yıl 2026 geldi çattı.

​Yine bir çay sezonu… Henüz daha 3. gün! Üstelik bu yıl hasat, Kurban Bayramı’nın kutsallığıyla iç içe. Bu insanlar kurbanını kesti; eşiyle, dostuyla, evladıyla bayramlaşamadan, bayramın tadını çıkaramadan kendini yağmura, soğuğa, o dimdik, adam uçuran yamaçlara attı. Tek bir dertleri vardı: Çay geçmesin, kartlaşmasın, kalitesi bozulmasın, devletin fabrikasına helalinden yetişsin!

​O sarp coğrafyada, canını dişine takıp topladığı çayı sırtında taşıyan, binbir cefa ile alım yerine getiren üretici, bütün yorgunluğunu unutturacak o en keyifli ana, çayını satma anına geldiğinde neyle karşılaştı dersiniz? Koskoca bir kapı duvar!

​Yüzlerine baka baka, utanmadan sinir bozucu bir pişkinlikle haykırdılar: "Alım yok, doluyuz!"

​Daha 3. günde nasıl dolu olabiliyorsun? Hangi mantıkla, hangi planlamayla dolusun? Sebebi belli: Nakliyeyi organize edememişsin, lojistiği yönetememişsin, koca bir kış yatmışsın! Ertesi gün ise o tanıdık, acımasız silah hemen şakağımıza dayandı: Kontenjan dekar başı 30 kilo!

​Oy ne güzel dünya! Kendi beceriksizliğini, kendi liyakatsizliğini, kendi iş bilmezliğini kontenjan silahıyla örtbas et, faturayı üreticiye kes!

​Şimdi o sıcak koltuklarından bu kararları alanlara, Ankara’dan masa başında ahkam kesenlere açıkça sormak lazım: Siz hiç sicim gibi yağan Karadeniz yağmuru altında, iliğinize kadar ıslanarak çay topladınız mı? Bırakın çay toplamayı, o uçuruma bakan dik yamaçlarda bir kere olsun yürümeyi denediniz mi? Ayakların kaydığı, nefesin kesildiği o bayırlarda o insanların ne çektiğini bilmeden, hangi yüzle kota koyuyorsunuz?

Neyin kontenjanı bu? Sormazlar mı adama; koskoca ÇAYKUR, koca bir kış boyunca ne yaptı? Çay sezonunun ne zaman başlayacağını, bu toprakların ne kadar ürün fışkırtacağını bilmiyor muydunuz? Nerede sizin planlamanız, nerede çaycıyı koruma sözünüz? Sizin organizasyon özürlü oluşunuzun bedelini, o dik yamaçlarda ömrünü tüketen çay üreticisi ödemek zorunda mı?

​Daha da kahredici olan ne biliyor musunuz? Devletin kurumu eliyle yaratılan bu kaos, çaycıyı doğrudan doğruya özel sektörün insafına, insafsızlığına terk ediyor. Özel sektör bu altın fırsatı kaçırır mı? Devlet kapıyı kilitlediği anda, onlar da anında fiyatı yarıya düşürdü, sömürü kontenjanını yapıştırdı! Üretici iki ateş arasında bırakıldı; emeği ayaklar altında, gururu kırık, geleceği karanlık…

Karadeniz insanı sarp dağlara göğüs gerer, dalgalı denizle savaşır ama kendi devletinin kurumundan gördüğü bu üveyliği, bu sahipsizliği, bu planlı ihaneti asla hazmetmez! Çaycının çilesi artık bir tarım sorunu değil; bu ülkenin namuslu üreticisine vurulan bir darbedir, bir haysiyet mücadelesidir!

​Şimdi o sıcak koltuklarında oturan yetkililere yüksek sesle haykırıyoruz: Bu nasırlı ellerin, bu helal alın terinin hakkını verecek misiniz, yoksa bu yeşil altını büsbütün karartıp Karadeniz’i gözden mi çıkardınız? Cevap verin!

FOTO GALERİ

https://www.facebook.com/photo/?fbid=122262532136173167&set=pcb.122262532430173167

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X