KİME AĞLAYALIM KİME YANALIM Güç sarhoşluğu ve fitne kıskacında bir coğrafya
**
Dünya sahnesi bugün, tarihin en kirli ve en adaletsiz oyunlarından birine ev sahipliği yapıyor. Bir tarafta, modern dünyanın tiranlığına soyunmuş, elindeki devasa askeri yığınağı bir balyoz gibi kullanmaya hazırlanan Amerika; diğer tarafta ise köklü devlet geleneğini "fitne" ve "nifak" siyasetine kurban etmiş, yönünü hep Müslüman kardeşlerine çevirmiş bir İran... İnsan sormadan edemiyor: Bu devasa yangında kime ağlayalım, kime yanalım?
Amerika’nın bugün İran’ı "ölümcül vurmak" için öne sürdüğü gerekçelerin hiçbir hukuki veya insani dayanağı yoktur. Bu, düpedüz bir güç sarhoşluğudur. "Ben güçlüyüm, benim istediğimi yapacaksın, nükleerini de ekonomini de ben yöneteceğim" dayatması, sadece İran’ın değil, bölgedeki tüm bağımsız iradelerin boğazına sarılmaktır. Amerika’nın bu kabul edilemez tavrı, diplomasiyi değil, vahşi orman kanunlarını temsil etmektedir. Silahın gölgesinde hak aranmaz, sadece zulüm inşa edilir.
Ancak madalyonun diğer yüzü daha da yakıcıdır. İran cephesinden bakıldığında karşımıza çıkan tablo, bir "yalnızlık" değil, kendi elleriyle ördüğü bir "vefasızlık" duvarıdır. Tarih boyunca enerjisini hep Müslüman coğrafyasıyla didişmeye harcayan, Suriye’den Yemen’e kadar her yere nifak tohumu eken bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bugün bu cenderede İran’ın yanında duran, ona nefes borusu olan tek ülke Türkiye iken; daha dün İncirlik Üssü’ne sabotaj yapmaya çalışan ajanlarının yakalanması, bu zihniyetin ne kadar tehlikeli olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Seni koruyan, sana liman olan yegâne dostunu savaşın içine çekmeye çalışmak, strateji değil ancak basiretsizlik ve ihanettir.
Sonuç olarak; bir yanda "Ben Tanrı’yım" edasıyla yeryüzüne nizam vermeye kalkan küstah bir güç, diğer yanda ise kendisine sığınan tek dostuna bile oyun kuran bir fitne odağı var. Biz ne Amerika’nın bu zorba işgalciliğine alkış tutarız ne de İran’ın bölgeyi kana bulayan sinsi siyasetine kefil oluruz. Bizim yanacağımız tek şey, bu iki kirli odak arasında kalan masum halklar ve yine Müslüman’ın Müslüman’la sınandığı bu bedbaht coğrafyadır.
Kaptanların pusulası şaşmış, dümendekiler rotayı ateşe kırmış; kime ağlayalım, kime yanalım?
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Çayın Demi, Kahvenin Gamı 07 Mart 2026 Cumartesi
- Türk asrının şafağı 06 Mart 2026 Cuma
- İki kavmin gizli savaşı ve dünyanın kaderi 05 Mart 2026 Perşembe
- Türkiye’nin adalet terazisi 04 Mart 2026 Çarşamba
- Büyük Türk restorasyonu 21 Şubat 2026 Cumartesi
- Mola yerlerinde ve terminallerde sessiz protesto! 17 Şubat 2026 Salı
- Harita operasyonu: İmparatorlukların dönüşü 14 Şubat 2026 Cumartesi
- Dijital Bataklıkta Katledilen Masumiyet 01 Şubat 2026 Pazar
- Mekânın sahibi geri döndü 21 Ocak 2026 Çarşamba
- Eski Dünya Düzeninin Çöküşü ve Türkiye Ekseni 19 Ocak 2026 Pazartesi