CUMHURİYET VE ÖZGÜR YAŞAMIN SAVUNUSU Gezi Parkı

27 Nisan 2026 02:21
Gezi bir parktır. Ama aynı zamanda bir aynadır. O aynaya bakan herkes kendini gördü. Kimi özgürlüğü gördü. Kimi korkusunu. Kimi öfkesini. Kimi iktidar hırsını. Kimi de yıllardır unuttuğu yurttaşlık duygusunu.

**

Gezi, bir parkın hikâyesi değildi yalnızca.

Bir toplumun “buradayım” deme biçimiydi.

Bağırmadan önce dinlenmek isteyenlerin,

vurulmadan önce konuşmak isteyenlerin,

susturulmadan önce gülmek isteyenlerin hikâyesiydi.

Kimileri Gezi’ye “isyan” dedi.

Evet, isyandı.

Ama yakıp yıkmanın değil,

dikilip durmanın isyanıydı.

Bir ağacın gölgesinde laikliği savunanların,

bir kaldırım taşının üstünde hukuk arayanların,

bir çadırın içinde özgürlük soluyanların isyanıydı.

Tencereyle tavayla yapıldı.

Kitapla, şarkıyla, mizahla yapıldı.

Duvara yazılan bir cümleyle yapıldı.

Kimi zaman bir pankarttı.

Kimi zaman bir karikatür.

Kimi zaman bir çocuk kahkahası.

Kimi zaman bir annenin endişeli bakışı.

Ve en çok da şuydu:

Korkunun duvarına atılmış bir kahkaha.

Çünkü Gezi’nin en büyük suçu buydu.

Gülmek.

Otorite ciddiyet ister.

Gezi mizah yaptı.

Otorite biat ister.

Gezi itiraz etti.

Otorite tek ses ister.

Gezi bin ses oldu.

Otorite makbul vatandaş ister.

Gezi yurttaş oldu.

İşte affedilmeyen buydu.

Bir ülkenin meydanlarında, gençler “biz de varız” dedi.

Kadınlar “bedenime, hayatıma, sokağıma karışma” dedi.

Öğrenciler “geleceğimi karartma” dedi.

İşçiler, sanatçılar, emekliler, doktorlar, avukatlar, mühendisler, taraftarlar, mahalle çocukları aynı cümlede buluştu.

Bu ülkede çok az şey insanları böyle yan yana getirebildi.

Bir park getirdi.

Garip değil mi?

Koca koca sarayların yapamadığını, birkaç ağaç yaptı.

Gezi, demokratik laik sosyal hukuk devleti idealinden uzaklaşan bir memleketin vicdan refleksiydi.

Devlet aklının yerine parti aklının, liyakatin yerine sadakatin, kurumların yerine talimatın konulmasına karşı yükselen toplumsal itirazdı.

Kimi bunu anlamadı.

Kimi anlamak istemedi.

Kimi de anladı; en çok da o yüzden korktu.

Çünkü Gezi, örgütlü bir emir-komuta zincirinden değil, örgütlü bir vicdandan doğdu.

Lideri yoktu.

Çünkü herkes oradaydı.

Merkezi yoktu.

Çünkü her yer merkezdi.

Tek sloganı yoktu.

Çünkü herkesin yarası farklıydı.

Ama ortak bir cümlesi vardı:

Bu ülke bizim.

Gezi’ye mahkeme kararıyla hüküm biçmeye çalışanlar, şunu hiç anlamadı:

Bazı hareketler dosyaya sığmaz.

Bazı itirazlar fezlekeye girmez.

Bazı meydanlar tutanakla kapatılamaz.

Bazı hatıralar mühürlenemez.

Bir karar verirsiniz.

Kâğıda yazarsınız.

Altına imza atarsınız.

Ama milletin vicdanı, o kararı okumaz bile.

Çünkü vicdanın temyizi yoktur.

Vicdanın istinafı yoktur.

Vicdanın arşivi vardır.

Orada Berkin vardır.

Ali İsmail vardır.

Ethem vardır.

Abdullah vardır.

Mehmet vardır.

Ahmet vardır.

Hasan Ferit vardır.

Medeni vardır.

Ve onların ardından kalan sessizlik, herhangi bir mahkeme salonundan daha büyüktür.

Gezi’yi yalnızca bir olay sananlar yanılır.

Gezi bir hafızadır.

Bu ülkenin gençlerinin bir yaz akşamı, gaz bulutunun içinden geçerek onuruna sahip çıkmasıdır.

Gezi bir parktır.

Ama aynı zamanda bir aynadır.

O aynaya bakan herkes kendini gördü.

Kimi özgürlüğü gördü.

Kimi korkusunu.

Kimi öfkesini.

Kimi iktidar hırsını.

Kimi de yıllardır unuttuğu yurttaşlık duygusunu.

Bugün hâlâ Gezi’den korkuluyorsa, sebebi budur.

Çünkü Gezi bitmedi.

Bir duvar yazısında kaldı.

Bir annenin belleğinde kaldı.

Bir öğrencinin mezuniyet pankartında kaldı.

Bir avukatın cübbesinde kaldı.

Bir doktorun beyaz önlüğünde kaldı.

Bir ağacın gölgesinde kaldı.

En çok da bu ülkenin vicdanında kaldı.

Ve vicdan, kolay kolay tahliye edilmez.

Gezi, bu ülke tarihinin en onurlu, en temiz, en barışçıl ve en özgürlükçü halk hareketlerinden biridir.

Bunu tarih yazacak.

Ama tarihten önce, halk biliyor.

Siyasi kararınız olabilir.

Mahkeme kararınız olabilir.

Manşetiniz olabilir.

Kürsünüz olabilir.

Mührünüz olabilir.

Ama milletin vicdanında hükümsüzdür.

Çünkü bazı parklar yalnızca park değildir.

Bazı ağaçlar yalnızca ağaç değildir.

Bazı direnişler yalnızca geçmiş değildir.

Gezi, bu ülkenin “hayır” demeyi hatırladığı gündür.

Ve bazen bir milletin en büyük cümlesi budur:

Hayır!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X