HUKUK İKLİMİ: BOŞLUK VE TALİMAT Savunma saat kaçta başlar?..
***
Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek ilk televizyon yayınında...
Ve ilk “müjde”:
“Mevzuat boşluğu var, talimat verdim, Meclis’e getireceğiz, mevzuat değişikliği yapılacak.”
Cümlelerin içinde geçen iki kelime var, memleketin hukuk iklimini tek başına tarif ediyor:
Boşluk ve talimat...
Bir ülkede “hak” konuşulacağına “boşluk” konuşuluyorsa…
Bir ülkede “kanun” konuşulacağına “talimat” konuşuluyorsa…
Bir ülkede “adil yargılanma” konuşulacağına “Avukat sabah 08.00’de girip 24.00’te çıkıyor” diye örnek veriliyorsa…
Orada mesele artık “düzenleme” değildir.
Orada mesele, savunmanın ‘şüphe’ olarak kodlanmasıdır.
Çünkü anlatı şu:
Tutuklu, avukatıyla uzun görüşür…
Not çıkar…
Talimat çıkar…
Demek ki… “mevzuat boşluğu.”
Yani ne?
Yani, savunma bir anda “risk”e dönüşüyor.
Avukat bir anda “taşıyıcı”ya dönüşüyor.
Yargının kurucu unsuru, “paket servisi” muamelesi görüyor.
Tam burada 80 baro, nadir görülen bir refleksle aynı cümlede buluşuyor:
“Savunma hakkına dokunmayın; hukuk devletine zarar verir.”
Bakın… 80 baro.
Türkiye’de 80 baroyu aynı satırda görmek; bir deprem sensörü gibidir.
Demek ki zemin ciddi sallanıyor.
İstanbul Barosu da ayrıca uyarıyor: “Sorun mevzuat değil; uygulama ve kapasite aşımı” diyerek, tartışmanın ‘hak daraltma’ eksenine kaymasına itiraz ediyor.
Baroların bu haklı ve ciddiyetle ele alınması gereken bu tepkisi, bazı politik muhalefet bileşenleri için uyarı olmuş mudur?”
Evet demek zor.
Çünkü, politik muhalefet, memlekette çoğu zaman en kritik başlıklarda en geç konuşan, bazen de hiç konuşmayan organdır.
Oysa bu başlık “teknik” değildir.
Bu başlık “infaz düzenlemesi” diye geçiştirilecek bir başlık hiç değildir.
Bu başlık şudur:
Savunma hakkı daralırsa, siyaset alanı da daralır.
İtiraz hakkı daralırsa, demokrasi nefes alamaz.
Bugün tutuklu–avukat görüşmesini “boşluk” diye tartışmaya açarsanız…
Yarın, “süre” gelir.
Sonra, “gizlilik” gelir.
Sonra, “kayıt” gelir.
Sonra, “istisna” diye başlayan şey, rutine döner.
Ve bir sabah uyanırsınız:
Savunma hakkı, mesai çizelgesine bağlanmıştır.
Hukuk devleti dediğiniz şey, “savunma saat kaçta başlıyor?” sorusunun cevabına indirgenmiş olur.
Şimdi muhalefete düşen şey, bir tweet atıp geçiştirmek değil.
Şu üç cümleyi net kurmaktır:
Savunma hakkı, güvenlik bahanesiyle toptan şüpheye çevrilemez.
Düzenleme olacaksa, somut risk–yargısal denetim–ölçülülük ekseninde olmalı; idari “talimat” diliyle değil.
Avukatı hedef alan söylem, yargının meşruiyetini zedeler; baroların uyarısı “meslek hassasiyeti” değil, hukuk devleti alarmıdır.
Toplumsal muhalefet zaten kulak veriyor .
Barolar kulak veriyor.
Hukukçular kulak veriyor.
Oysa, politik muhalefet kulak vermezse…
İktidarın manevra alanı genişler, demagoji rahatlar, hak daraltımı “normalleşir.”
Dolayısıyla, savunmayı zayıflatınca “devleti” güçlendirmiş olmazsınız.
Sadece adaleti zayıflatırsınız!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bataklık haritada değil, akılda 02 Mart 2026 Pazartesi
- Ölenin adı değişiyor. Kazanan aynı 01 Mart 2026 Pazar
- Şiiri yaşayıp, acıyı bal eyleyen adam 28 Şubat 2026 Cumartesi
- Acısını yaşayan bizler ve coğrafyamız!... 27 Şubat 2026 Cuma
- Polyak Maden işçileri direniyor... 26 Şubat 2026 Perşembe
- Çaylarrr 25 Şubat 2026 Çarşamba
- Laikliğin yerine konan izin 24 Şubat 2026 Salı
- Dostluk 23 Şubat 2026 Pazartesi
- 8 Yıl 9 Ay… Bir Diploma Daha 18 Şubat 2026 Çarşamba
- Böyle şafak baskını mı olur? 17 Şubat 2026 Salı